Sayfalar

25 Mart 2013 Pazartesi

İKAZ & DENGE

     Stres dolu hayatımızda üzerimize yüklenenler ağır geldiğinden olsa gerek bazen tahammül sınırımız düşebiliyor. Böyle zamanlarda çocuklarımızın bir davranışı bizi hayli sinirlendirebilir. Fakat yine de sükuneti elden bırakmadan, yargılamadan; davranışın sonucunun nereye vardığını, nelere sebep olduğunu anlatmak gerekebilir. Bu gibi durumlarda yapmamız gereken sözlerimizin ağır eleştiriden ziyade ikaz niteliğinde olmasıdır.
     Çoğu ailede yapılan yanlış ise bu uyarı konuşmaları sırasında, gergin ev ortamında duygusal düşünmek ve verilen duygusal kararlardır. Gerginlik mantıklı düşünmeyi engeller. Beraberinde duygusallık ön plandadır. Mantıklı adımlar atılması oldukça zorlaşır.
    İçinde bulunduğumuz zaman diliminde yorucu ve stresli işimiz, bizim uyarı konuşmalarımızı stres atmaya dönüştürebileceği gibi oldukça yerinde ikazlarımıza aile içinde herhangi birinin müdahalesi de tuz biber olabilmektedir.
    Bunun önüne geçmek için ailede kask sisteminden ziyade demokrasi ortamı oluşturmak sorunların en derin kaynağına ulaşmak olarak adlandırılabilir. Demokratik ortamlarda babanın ikazı kadar anne ya da diğer yetişkinlerin uyarıları da dikkate alınmış olur.
    Demokrasi ortamlarında herhangi bir yetişkinin uyarısı sırasında müdahale edilmez. Bu hem bireyin şikayetine saygıyı, hem de bireyin ev içinde belli bir gücünün varlığını gösterir. Düşünün ki bir evde anne çocuğunu her uyardığında baba müdahale ediyorsa, babanın işte olduğu zaman annenin milyonlarca uyarısını çocuk dikkate almaz. Çünkü çocuk otorite olarak babayı görmüştür. Anne artık saygı görmez ve etkisizdir. Devamında her durum babaya aktarılmak ve fren olarak sadece babayı kullanmak gerekmektedir. (Burada annenin ezilmişlik psikolojisinden hiç bahsetmiyorum bile...)
     Tüm bunların dışında çocukları tamamıyla otoritenin ezdiği alt tabaka olarak görmemek, onların da kendilerini savunabilmelerine izin vermek gereklidir. Çocukların büyüdüklerinde demokratik ortamı nasıl koruyup sağlayacaklarını öğrenmeleri için onları da dinlemek gerekir.
      Kendilerini nasıl savunacaklarını tecrübe ederken verilecek izinler ise ince bir çizgidir. Bu çizgiyi iyi muhafaza etmek şımarıklık ile özgüven sahibi olmak arasında dikkate değer zor bir uğraştır.
     Tüm bu fonksiyonları aynı anda düşünürken aynı zamanda kontrollü olmak zordur ve ebeveyn olmak kolay değildir. Fakat şu da bir gerçektir ki, tüm güzellikler emek ile peyda olur.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Çocuklar Keşfetmeyi Severler


                           
   “Çocuklar çalışmayı sevmezler” diye söyleniriz. Halbuki  hatalıyız. Çocuklar neşe doludurlar, enerjiklerdir. Tembel değildirler.En önemlisi öğrenirken eğlenmek isterler.
    Biz ise çocuklara öğrenmeyi öğretmez; sürekli baskıyla, zorlamayla öğrenmelerini beklersek elbette ki çalışmaktan zevk almazlar ve başarısız olurlar. Bu başarısızlık sırayla cezayı, mutsuzluğu, araya duvarlar örmeyi getirir. Sonuç mu? Elbette tatilleri bile eziyet halinde geçen mutsuz çocuklar...
    Karneleri düşük notlarla dolu olan çocuğunuz olabilir. Sürekli çalış demiş olabilirsiniz. Çoğu zaman söylemler işe yaramaz. Peki nasıl çocuğuma çalışkan olmayı aşılayacağım?
   Öncelikle atalarımızın “Ağaç yaş iken eğilir.” Sözünü unutmamamız gerekir. Evlat yetiştirmek kolay olmadığı gibi, ne kadar erken yaşta eğitime başlarsak o kadar işimiz kolaylaşır. 14-15 yaşlarındaki çocuğa çalışkan olmayı oldukça zor öğretebiliriz. Hatta çalışkan olmak bu yaştan sonra kalıcı olmayabilir.
    Diğer bir faktör güzel örnek olmaktır. Ebeveynlerinin çalışmayı sevdiğini gören çocuk da çalışmayı sever. Bu nedenle çocuklarınızın yanında kitap okumaya, boş durmamaya, hatta onları teşvik etmek için onların testlerindeki sorulara göz gezdirmeyi unutmayın.  Sizin meraklı olmanız çocuklarda da merak uyandırır.  Ayrıca asla yapmadığınız davranışları ondan istemeyin.
    Çocuklarla tatilde birlikte test çözmenin de keyifli olabileceğini (Bunun aile içi yarışma gibi taktikleri kullanabilirsiniz.),  birlikte kitap okuma saatiniz olabileceğini gösterin. Karnelerin simgesel oladuğunu düşünün ve düşündürün. Çocuklarınıza karnelerin değil, öğrendiklerinin ömür boyu kalıcı olacağını söyleyin ve buna siz de inanın. Gerçekten öğrendiklerinde hem karnelerinin güzel hem de bilgilerinin fazla olacağını ifade edin. Bu düşünceler çocukların üzerindeki baskıyı azaltır. Birlikte tiyatroya gidin ve daha sonra bunun hakkında yorumlaşın. Onların kelime dağarcıklarının ufuklarının gelişmesine yardımcı olun.
    Yeni dönem için birlikte kararlar alın. Hedefler belirleyin ve hedeflerin ödülleri, cezaları olsun. Unutmayın ki cezalar her zaman aşağılayıcı incitici olmak zorunda değildir. Mahrum bırakma da ceza olabilir.
     Telafisi en zor olan çocuklarınızın kalbine dokunabilmektir. Siz onlara adımlarınızı atın. Onlar size koşmak için can atacaklardır. Akademik başarısızlık telafi edilebilir de araya örülen duvarlar öyle kolay kaldırılamaz. Çocuğunuzun psikolojik başarısının çok daha önem arz ettiğini unutmayın. 
    Neşe dolu çocukların nice başarılara imza atması duası ile...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Tatil Zamanı

   Malum okullar ara tatilde... Karneler belki iyi, belki kötü... Hedefler, planlar, tatil istekleri, cezalar, ödüller sıralanmış... Unutulan bir şey var evimizde: İlgi.
   Bu tatilin okul, ödev yoğunluğundan biraz olsun uzaklaşmış çocuğunuzla biraz daha fazla zaman geçirmek için bir fırsat olduğunu düşünebiliriz. "İlgi",  "iletişim" diye çırpındığımız şu günlerde bunun ne anlama geldiğini idrak etmek de gerekir.
   İlgilenmek demek, çocuğun ne isterse yapılacağı ona hep tatlı bir ses tonuyla konuşulması anlamına da gelmez. Elbette sınırı aştığında uyarmamız, doğru davranışların neler olduğunu açıklamamız lazım gelir. Bu noktada profesyonel bir yöntem izlemek şarttır. Alternatif olarak profesyonelleri taklit etmek...
   Örneklerle somutlaştıracak olursak; beraber kitap okumayı, okumamız bittikten sonra birbirimize okuduklarımızı anlatmayı (böylece çocuk hem ebeveyninin bilgilerinden istifade edecek hem de okuduğunu yorumlama yeteneği gelişecektir.) deneyebiliriz. Beraber resim yapmak, beraber yemek yapmak, ev işlerinde yardım etmesini istemek, birlikte yürüyüşe çıkmak da ilgilenmenin başka versiyonlarıdır. İlgi oyuncak almak, istediğini anında vermek değildir. Tam tersine çocuğa anında isteklerini vererek hayatı ciddiye almasının önüne set çekersiniz. Hayat zordur ve bunu o yaştaki çocuğa "emeksiz yemek olmaz" cümlesini istediği şeyi hak edince alarak gösterebilirsiniz. Mesela 'bugün 5 test çözersen istediğin parka gidebiliriz.' gibi.
    Birkaç satır yukarıda ev işlerinde yardım isteyebilirsiniz demiştim. Bu konuya değinirsek... Birçok çocuk sizin burun kıvırarak yaptığınız işleri yapmak istemeyecektir. Siz gözlerinizi heyecanla açıp "Hadi birlikte şu odayı toplayalım bakalım 1 saat içinde toplayabilecek miyiz? kendimizle yarışsak nasıl olur?" derseniz çocuk bunun da bir oyun olduğunu düşünüp size eşlik edebilir. Ancak daha önceden sizin ev işi dendiğinde suratınızı asmanız çocuğun bunu sizin yapmanızı beklemesi şeklinde bir algıya sahip olmasına neden olur.
    Elbette her çocuk özeldir, farklıdır. İlgi alanları, iletişim gücü; yaşı, kişisel özelliği ve diğer değişkenlerle değişebilir. Size düşen kendinizi keşfettiğiniz gibi çocuğunuzu da keşfetmek ve ona bunu göz önünde bulundurarak bir ortam sunmaktır.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Paylaşımcı Çocuklar

   Modern çağın en büyük sorunlarından biridir paylaşmak. Yetişkinlerin bile temiz duygularla paylaşmaya yanaşmadığı bir zamanda çocuklardan paylaşmayı öğrenmelerini beklemek oldukça zordur. Ancak her zaman  usule uygun davranmak başarmak konusunda da bize yardımcı olacaktır. Peki bu usul nasıl olmalıdır?
    Her zaman yinelediğimiz gibi çocuklar ebeveynlerini taklit eder. Bu nedenle bizlerin de paylaşmayı hayatımıza yerleştirmemiz bunu da çocuklara göstermemiz gerekir. Paylaşmanın anlamını bilmeyen çocukların öncelikle sosyalleşmiş olup olmadıklarını sorgulamamız gerekir. Sosyalleşmeyi başarıyla gerçekleştiremeyen çocuk paylaşmanın mahiyetini de elbetteki anlayamaz. Yapılması gereken sosyalleşme konusunda çocuğa yardımcı ve destek olmak (sosyalleşmiş çocuk nasıl olur kavramak gerekir.). Bunu gerçekleştirirken paylaşmanın öğretilmesi, paylaşmanın verdiği mutluluğun özendirilmesi ve bunun anlatılarak ya da hal dili ile paylaşılması gerekir.
   Paylaşmak günümüz dünyasında zayıflık olarak gösterildiğinden çocukların da elbette bencillik duyguları daha ağır basacak ve paylaşmaya yanaşmayacaklardır. Ancak bilinmelidir ki paylaşımcı davranışlar sonucunda sadece yetişkinler değil, çocuklar da mutlu olurlar. Ancak bu duyguyu hissettiğinde paylaşma davranışına devam edecektir.
   Siz çocuklarınıza önerdiğiniz davranışları sağlam zeminde sunarsanız çocuklar da bu davranışı devam ettirmek için kendinde güç bulacaktır.
   Elbette paylaşmayı öğrenmiş çocuklarla, öğrenememiş çocuklar karşılaşabilir. Paylaşmayı bilmeyen çocuk bencilliği ile itici olurken, bunu hakkını arama adı altında masum gösterebilir. (Burada yetişkinleri örnek alan çocuklardan bahsediyoruz aksi taktirde çocuk yüreği böyle sığ hissetmez.) Siz ne kadar "paylaşmasını" söylüyorum, "kardeşinle birlikte oyna" diyorum deseniz de çocuk kendi mutluluğu için paylaşmaktan vazgeçecektir. Bu nedenle paylaşmanın gerekliliğinden değil, ruhsal tatmininden bahsetmeniz daha yerinde olacaktır. Örneğin aynı atmosferi, aynı evi paylaşan insanların mutluluğu, kardeşiyle oynarken yalnız kalmadığını hissetmesinin ne büyük mutluluk olduğundan bahsedebilirsiniz. Buna alternatif birlikte bir şeyler yapma teklifiniz "gel birlikte dolaşalım", "benimle film izler misin", "seninle birlikte vakit geçirmek istiyorum" şeklindeki yaklaşımınız paylaşmanın verdiği hazzın bilinçaltına kazınmasını sağlar.
   Unutulmaması gereken en önemli nokta ile yazımı tamamlamak istiyorum:
   "Sadece ve sadece paylaşmayı bilen toplumlar, bencillikten uzak nesiller yetiştirebilir."

31 Ekim 2012 Çarşamba

Ödevler & Ev Çalışmaları

    Okulların açılıp ilk sınavların başladığı şu günlerde evde tatil havasının sindirilip, çocuklara "çalış diye baskı yapılan atmosferi soluyoruz. Halbuki yaz tatilinin etkisi bayram tatilleriyle birlikte pek de geçmemiş gibi... Öte yandan çocuklar hala oyun oynamak, arkadaşlarla gezmek, türlü etkinliklerle uğraşmak ama derse yaklaşmamak istiyor. Sorumluluk sahibi çok az çocuk heveslerine ket vurabiliyor. Bu noktada biz "hadi biraz ders çalış" diye defalarca ikaz ile kendimizi ve çocukları yorabiliyoruz. Peki nedir bunun püf noktası?
    Aslında sürekli ders başında olan çocuk ebeveynin dikkatini dağıtmaz. Bizim çocukların sürekli çalışmasını istememiz aslında kendimize özgür zaman bırakma çabamızdandır. Halbuki onların gelişiminden sorumlu olduğumuzu unutuyoruz. Bir diğer nokta şimdiye dek ödev konusunda günlük çalışmalar ve tekrarlar konusunda yeteri kadar motive edemeyip, sınav zamanı çalışmalarını beklemek bizlerdeki ezberci anlayışın en belirgin yansımalarındandır.
    Bu vakitten itibaren yapılması gerekenler, günlük tekrarlar yapmak, henüz okula yeni başlayan ya da ilk kademe çocuklar için birebir derslerini birlikte vakit geçirerek yapmak/yaptırmak, daha ileri ki yaşlar için bireysel çalışma zaman ve mekanı sağlamak, moral vermek, başarıya odaklayacak motivasyonu sağlamak, henüz dönem başında olunduğunu ve düzenli çalışma ile yıl sonunda başarıyı yakalayacak vakit olduğuna inanmak ve inandırmak, bunları yaparken çocukları sıkmadan yaşlarına uygun etkinlik oyun, ödül vb. ile çalışmalarını tamamlamalarını sağlamak daha yerinde olacaktır. Ayrıca ebeveynler kendi çocuklarını tanırlar. Bu nedenle ebeveynler, çocuklarımızın mutluluğunu sağlayacak başarıların hakiki başarı olduğunu unutmamalılar.
   Başarı dolu bir yıl duasıyla...

24 Ekim 2012 Çarşamba

Bencillik

   Bencillik her yaşta toplumun sevmediği özelliklerden biridir. Peki bencillik huy mudur yoksa eğitilerek söndürülebilir bir özellik midir? Önce neden bencil çocukların var olduğunu bilmemiz gerekir.
   Çevre tarafından sürekli şımartılan çocuk sürekli kendini düşünmeye başlar. Bu karakterdeki çocuklar çevreleriyle paylaşmayı ve etrafındakileri insanların faydasına olacak durumları düşünmezler. Her şeyin önlerine gelmesini beklerler. Sürekli "evet" yanıtını beklerler.
   Bunun tam tersi "hayır" yanıtı alan, yalnızlaşan ve korkup kabuğuna çekilen çocukta da  hemen olmasa da ileri ki yaşlarda bencillik görülebilir. Kendini savunmak isterken bencil duygular ön plana çıkabilir.
   Bencil duygulardan uzak çocuk yetiştirmek için doğru model olmak, paylaşma duygusunu ve paylaşımcı ruhu yaşayarak göstermek ve hissettirmek gerekir. Sevgi, ilgi, değer vermek gerekir. Ancak bunun herkese karşı hissedilen bir duygu olduğunu belirtmek gerekir.
   Sorumluluk vermek uygun olmakla birlikte bilinmelidir ki sorumluluk sahibi kişinin bencillikten uzaklaşacağı kesindir.
    Tartışmak ama eleştirmemek, hatalardan ders çıkarılabileceği, hataların her insanda mevcut olabileceği belirtilmelidir. Yargılamadan konuşmak, doğru davranışları tasdiklemek daha doğrudur.
   Bencillikten uzak paylaşmayı ve sevgiyi ilke edinmiş bireylerin yaşadığı bir dünya inşa etmek duası ile...

10 Ekim 2012 Çarşamba

Övgünün Sınırı

     Çocuklar elbette doğru ve yanlışları yaparak yaşayarak öğrenirler. Ancak davranışları için her zaman onay beklerler. Normalin ne olduğunu bulmaya ve normal davranışlar sergilemek amaçlarıdır. Bu içgüdüsel olarak çocukta mevcuttur.
     Peki çok övdüğümüzde sürekli onayladığımızda ne ile karşılaşırız. Çok şımarık bir çocuğumuz olur mu endişesi bizi kaplayabilir. Bunun için yerinde onaylamak daha doğru olacaktır. Peki ne zaman, ne kadar?
     Öncelikle gerekli gereksiz övme çocukta egoistlik duygusunu tavan yapabilir. Bu şekilde öz güven kazansın derken egoist bir birey yetiştirmemiz olasıdır. Bunun önüne geçebilmek adına çocuğu övmekten ziyade davranışı övmek daha yerinde olacaktır. Kişiyi övmek "ben mükemmelim ve sen de bana yetişiyorsun." mesajı içerir ki zaten siz bugün "sen" diye başlayan cümlelerle çocuk yetiştirirseniz, ileride o çocuk "ben" diye başlayan cümleler kurar. Bu egoistliğin bir işaretidir.
     Şöyle ki "odan tertemiz olmuş sen çok düzenli bir çocuk oldun"  demek aynı zamanda bilinçaltına iki mesaj iletir. Birincisi "annem/babam mükemmel düzenli ben de onlara yetişiyorum." ; ikincisi "şimdi ben istenmeyen bir davranış sergilesem bile beni nasıl olsa beğeniyorlar, affederler." dir. Bu nedenle övgü nadiren kullanılması gereken bir davranış olması daha yararlı sonuçlara gebedir. Peki övgüyü nerelerde ne kadar kullanalım?
     Öncelikle övgünün çocuğa değil, çocuğun davranışına yönelik olmasına dikkat edelim. "Sen düzenli bir çocuksun." değil, "odanı toplaman güzel bir davranış, aferin." demek daha doğrudur.
     Takdir etmek, övgü yerine kullanılabilir bir yöntemdir. Ancak bu noktada da dikkat edilmesi gereken husus kardeş kıskançlığına sebebiyet verip vermeyeceğidir. Çoğu ailede yapılan yanlış şudur: Çocuklarının gözünde adaletli ebeveyn olmak için takdire şayan davranışı için aferin derken, diğer çocuk böyle bir davranışı olmasa bile ufak bir hareket bahane edilerek takdir edilir. Davranışlarda eşitsizlik söz konusu olsa dahi her iki çocuk da "aferin" almıştır.
     Burada ebeveyne düşen görev zordur. Kıskançlığa sebebiyet vermemek için çocukların davranışları ile ilgili bire bir konuşmak, ya da en azından açıklayıcı bir konuşma yapmak doğrudur. Çocuklara aferini hak etmek için değil, doğru davranışlar sergilemek için özveride bulunmamız gerektiğini, anne ve babaların çocuklarını asla ayırt etmeyeceğini söylemek; bir takdirde bir övgüde olması gerektiği kadar çok, bu konuşmada da inandırıcılığın önemli olduğunu bilmek gerekir. Bunun için öncelikle ebeveynin buna yürekten inanması şarttır. 
     Ömürlerini takdire şayan davranışlarla geçiren, öz güveni yüksek bireyler yetiştirmek duası ile...