Sayfalar

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Evrensel Çocukluk

Geçtiğimiz ay yaptığım umre ziyaretim dolayısıyla birçok farklı ülkeden çocuklarla karşılaştım. Farklı ülke çocuklarının birlikte oyunlar oynadıklarına şahit oldum. Aynı dili konuşamayan çocukların anlaşabilecekleri bakışlarla birbirlerine baktıklarını gördüm.
 Bu gördüklerim bende "evrensel çocuk" kavramını beynimde şimşek hızıyla oluşturdu. Eğer her milletin ayrımını yapma yüzsüzlüğünü gösterebiliyorsak, "evrensel çocuk" kavramıyla da hatamızı bir nebze telafi edebiliriz diye düşünüyorum.
Evrensel çocuk dünyadaki her çocuğun istinasız gösterdiği davranışları sergiler. Tüm çocuklar gibi ilgiye sevgiye ihtiyacı vardır. (Aslında her insanın ilgi ve sevgiye ihtiyacı vardır.) Eğer siz onlara sevginizi ve ilginizi vermezseniz -aynı yetişkinler gibi- sizi bırakıp kendileriyle ilgilenecek, ilgilerini çekecek diğer uyarıcılara yaklaşacaklardır. Siz arkadaşlarınızla konuşurken çocuğunuz sizinle değil arkadaşlarıyla ya da yabancılarla ilgilenmeye başlayacaktır. Çocukların dünyayı algılaması açısından serbest bırakılması başka insanlarla iletişim kurması taraftarıyım. Ancak iyi bir ebeveyn her zaman çocuğu ile ilgilenir, arkadaşlarıyla konuşurken bile, gözünü çocuğundan ayırmadan... Siz ilginizi ve sevginizi taşa taşa verin, yeri gelince direkt yeri gelince dolaylı.
 Farklı renkte farklı kültürden gelmiş ailelerin çocuklarıyla ilgilendiğimde ne dediğimi anneleri bile anlamasa da bana gülümseyen, el sallayan çocuklarla karşılaşmanın sizde oluşturduğu duygu durumu oldukça farklıdır. Gözden kalbe giden bir yol varsa o da budur. Elimdeki kitabı almak isteyen çocuğa bir el oyunu ve bir krakerle ilgisini dağıtmak bile mümkün. Bazen konuşmaya bile gerek kalmıyor.Öyle ki bu sadece davranışlarınız ve beden dilinizle eğitimin mümkün olduğu düşüncesini oluşturuyor. Kaldı ki kızdığınızda tehditkar cümleleriniz değil cezalarınız, davranışların önünde engeller olabilir. Çocuklarla konuşmak onlara doğru davranışları nedenleri niçinleriyle anlatmanın en güzel yöntem olduğuna inansam da, en etkili yol şüphesiz ki bu doğru davranışları sergilemek olacaktır. Sözleriniz önemlidir ancak yaptıklarınız daha detaylı akıllarda kalır. Daha çok davranışlara şekil verir. Her dünya çocuğu ise gördüğünü kaydeder.
  Dünya üzerinde yaşam standartları farklı milyonlarca aile var. Maddi imkanı ne kadar yüksek olsa da kendini eğitememiş bireylerin çocuklarının da erdemli davranışlar sergilemekte zorlandıklarını gördüm. Bunun aksine maddi imkanı düşük olmasına rağmen eğitim ile kendileriyle birlikte çocuklarını da eğiten ailelerin varlığına şahit olmak zor olmasa gerek. Hangi davranışı neden yaptığını bilen, yaşıtlarına göre bilinçli çocukların ebeveynlerinin onlarla ilgilendiğini, onlara rehberlik yaptıklarını izledim. Eğer bir ülkede daha fazla mükemmele yakın bireylerin var olmasını hatta ve aksine artık globalleşmiş bir anlayışa sahip olmamız gerekir ki, dünyanın daha fazla yaşanabilir olması için mükemmele yakın bireylerle dolup taşmasını istiyorsak daha erdemli bireyler yetiştirmeliyiz. Bunun yolu da daha eğitimli olmamızdan geçiyor.
 Evrensel çocuk kavramıyla birlikte "evrensel düşünebilen yetişkin" kavramını içselleştirmeli; bu kavrama uygun bireyler olmalı ve bireyler yetiştirmeliyiz. Bunun için doğan her çocuğun aslında bir dünya vatandaşı olduğunu bilmeli, buna layık yetişmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Gerektiğinde onlarla konuşarak; gerektiğinde davranışlarımızla örnek olarak; her zaman ilgi, sevgi ve bilgimizle...

11 Nisan 2014 Cuma

Özgüvenli Kal

Günümüz dünyasında her ne kadar çocuklar özgür yetişse de özgüven eksikliği yaşayan çocuklarımız olabiliyor. Bunun önüne geçmek için birkaç önemli noktaya dikkat etmemiz yerinde olacaktır.
Öncelikle birçok yetişkini motive ederken dahi kullanılan bunu yapabilirsin mesajını çocuklar için de kullanmalıyız. Çocuklara kendi işlerini kendilerinin yapabileceğini söylememiz gerekir. Başarıya yönelik cümleler bireyde olduğu gibi çocuklarda da bir işi yapmaya olan inancı, dolayısıyla özgüveni arttırır. Elbette sadece sözle hareket etmek yeterli olmayacaktır. Onlara inandığımızı hissettirmemiz de gereklidir ve bunun yolu davranışlarımızla bunu aksettirmek olacaktır. Bunun için çocuklara çocuk olduklarını hatırlatmak yerine yapabilecekleri görevleri vermek faydalı olur. Örneğin "aman kırarsın ben getiririm" yerine "bence bu bardağı sen getirebilirsin, yardım edebilir misin?" cümlesi çok daha pozitif ilişkilere gebe ve özgüven arttırıcı adımdır.
Benzer şekilde, sorumluluklar vermek hatta sorumluluk alması sağlanarak özgüven geliştirilebilir. Çocuklar kendi sorunlarını kendileri çözebilirler inancı vurgulanmalıdır. Okulla, arkadaşlarıyla yaşadıkları sorunlarda onları dinlemek "belki şu yöntem çözüm olabilir ancak senin kendi kararın" cümlesi kullanılmalıdır. Kültürümüzün aşırı koruyucu bir aile yapısına sahip olması hasebiyle çocuklarımızın sorunlarını her daim çözmekle kendimizi sorumlu ilan ediyoruz. Halbuki bu davranış özgüven eksikliğine ve kendi meselelerini kendileri çözemeyen kişiler olmalarına neden oluyor. Yönlendirmekten ziyade ben dilini kullanın. "Doğru olan davranış budur, bunu yap" yerine "bu yaptığın davranış beni rahatsız ediyor, insanları rahatsız etmek onların özgürlüğüne ket vurur, engeller" demek daha yapıcıdır.
Özgüven sahibi çocuklar için topluluk içinde azarlamadan uzak durulmalı, sık sık ceza verilmemelidir. Cezalar ödüllerle denge halinde olmalı ve ceza ödül kavramları en sık başvurulan yöntem olmamalıdır. Fazla ödül olan çocuk aşırı özgüvenli (belki kibir düzeyinde), fazla ceza alan çocuk da "ben nasıl olsa yapamıyorum" anlayışına bürünüp özgüvensiz olabilir.
Toplumumuzda en çok görülen hatalardan biri de kıyaslamadır. Çocukların her biri ayrı bir dünya ayrı bir yetenektir. Birbirlerini geçemezler çünkü hepsinin kulvarı farklıdır. Kıyaslama yerine birbirlerini nasıl tamamlayacakları düşünülmelidir. Kıyaslamaktan çok onları var olan hünerleriyle birlikte sevin. Yapabildikleri ve yapamadıklarıyla onları yargılamayın. Zaten her insan dünyada yapabileceği her şeyi öğrenme arzusu ile doludur. Yapmak istediklerini ve yeteneklerini icraata geçirmek için çabalayacaktır. Ebeveynlere düşen bunu desteklemek ve birlikte doğrusunu yapmak için kolları sıvamaktır.
Çocuklarınızın duygularını, korkularını, endişelerini dikkate alın ancak abartmayın. Onların başarma motivasyonlarına set çeken duyguların neler olduğuyla ilgilenin. Bu duyguların neler olduğunu bildiğiniz vakit kuracağınız duygusal iletişim daha kuvvetli ve isabetli olacaktır. Bu sebeple aile içinde iyi dinleyici olmaya gayret edin.
Son olarak her zaman her konuda olduğu gibi eşler arası çatışmaların yıkıcı etkilerinin olduğunu hatırlayın. Eşler arası çatışmanın daha içine kapanık daha özgüvensiz çocuklar yetiştireceğini bilin. Ebeveynlerden sadece birinin olumlu davranışlarda bulunmasının yeterli olmadığının, farz-ı misal sadece annenin iletişimde güçlü olmasının  çocuğun babaya karşı ürkek davranışlardan kurtarmaya yeterli olmadığının farkında olun. Bu konuda ne yapabileceğinizi eşinizle konuşun, gerekirse birbirinizi bilgilendirip yönlendirin.


22 Şubat 2014 Cumartesi

Bilim Okuryazarlığı

Bilim okuryazarlığı, bilimin herhangi bir dalıyla ilgilenme, araştırma, okuma, anlama ve yorumlama yetisine sahip olmak demektir. Bilime okuryazar olmuş kişiler, eğitim düzeyleri ne olursa olsun; bilime ilgi duyan, sorgulayan, öğrenmeye çalışan, beynini bir bilgi için maksimum düzeyde kullanan kişilerdir.
Kapitalist düşüncenin ve yaşam tarzının yayılmasıyla birlikte bilim okuryazarlığı, gelişen dünyaya rağmen önemsenmemiştir. Ancak bilim okuryazarı olmamızın gerekliliği su götürmez bir gerçektir. Bilim her adımıyla hayatı daha farklı kılarken, bilim okuryazarlığı insanın düşünsel yetisini arttırır, yorumlama ve algılama dünyasını geniştir. Bilim, insanlığa psikolojik ve fiziksel anlamda yenilikler sunarken, doğru adımlar atması yine insanların iradesine bağlıdır. Bilimin en doğru şekilde kullanılması için onu bir hamur gibi doğru şekillendirmemiz gerekir. Bu şekillendirmeyi yapabilmek için öncesinde doğru bilgiye sahip olmak şarttır. Bilime kendini adamış kişiler bilim okuryazarı olabilir, toplumların bilimle ilgilenmeyen kısmı bilim okuryazarı olmak zorunda değildir." demek dünya üzerindeki her gelişmeyi sadece belli bir kesimin seçimine bırakmak demektir. Ben bunun aksini düşünüyorum. Her birey her bilgiye sahip olamaz ancak her birey insanlığa yarar sağlayabilecek bir fikre bir görüşe sahip olabilir ve her birey bilimin etik ve ahlak çerçevesinde değerlendirilmesinde fikrini beyan edebilme hakkına da sahiptir. Bilim okuryazarı olmak, her bireyin hayata dair bilgilenmesini ve bu bilgileri günlük hayatta kullanmasını sağlar. Bu nedenle bilim okuryazarlığının önemi büyüktür.
Bilim okuryazarlığının önemi bilinmesine rağmen bir çok toplum bilimi sevdirememiş, bilimin doğru bir eğitimle verilmesi sağlanamamıştır. Bunun için öncelikle yetişkinlerin, kendi anlayışlarını rayına koyup, yeni nesile nasıl davranması gerektiğini bilmesi gerekir. Öncelikle bilim sadece matematik, fen, edebiyat değildir. Bilimi anatomide bir enerji, resmin içindeki bir dağın madeni ve jeolojik bilgiler gibi farklı anlayışlarla bakabileceğimiz öğretiler olarak görmemiz gerekir.
Bilim okuryazarı çocuklar yetiştirmek için öncelikle evimizde yaşamın içinde bilimin birçok dalı olduğunun farkındalığını oluşturmamız şarttır. Kaynayan sudan, erken eriyen açık renk boya kalemlerine, deterjanların içerdiği maddelere kadar, birçok davranışımızı nedenleri ve niçinleriyle anlatmamız şarttır. Ayrıca anlatırken bilgilendirdiğimizden de emin olmalıyız. Bu yöntem bilimi ders olarak değil, hayatın bir parçası olarak gören bir neslin inşasına yardımcı olacaktır. Öğretmenlerinde derslerde bu yöntemi uygulaması hem ilgi çekici ve derse odaklayıcı hem de kalıcı bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıcı bir niteliğe sahiptir.
Yaşama görelik ilkesinin uygulanmasının dışında, bilimi bilimlerle entegre halinde öğrenmek gereklidir. Fizik  tarihle; kimyayı jeolojiyle bütünleştirmek daha akılda kalıcı daha merak uyandırıcı ve bilimi sevmeye daha yakın olan bir yöntemdir.
Bilim okuryazarlığını arttırmak için, düşünmeye odaklı bir toplum olmalıyız. Bunun yolu da okumaktan geçer. Daha çok okumak daha bilgili olmakla birlikte daha sağlam araştırmacı olmayı da beraberinde getirir. Bilimle ilgili dergiler, kitaplar okumak; bilmediğimiz noktalarda insanlara sormaktan çok araştırıp okumak, bu davranışları çocuklarımıza ve kendimize aşılamak bilim okuryazarlığına giden bir yoldur.
Tüm bunlarla birlikte bilim okuryazarları bilimi doğru kullanabilen kişiler olma yolunda ilerlemelidirler. Bunun yegane yöntemi ise erdemli birey yetiştirmektir. Evrensel ahlak kurallarını içselleştirmiş, kendi ülkesinin gelişimiyle birlikte tüm dünyadaki insanların barış ve refah içinde yaşamasını benimsemiş bireyler olmaları gerekmektedir. Bu çerçevede yetiştirilen bireylerin, gelecekte ne iş yaparlarsa yapsınlar mesleklerinde daha fazla faydalı olmaya odaklanmış bireyler olmaları öngörülür. Bilim okuryazarı olma yolunda ilerleyen, dünyaya ahlak çerçevesinde nice başarılar atan, atalarından başarılı insanoğlunun yetişmesi temennisiyle...

3 Ocak 2014 Cuma

Otoriter & Eğlenceli Eğitimci

Yüzyıllarca otoriter ve disiplin ile iyi eğitim verildiği iddia edildi ve dünya üzerinde yüzyıllarca eğitimciler otoriter olmak gerektiğini düşünüp kendilerini bu yönde eğittiler. Son zamanlarda tamamen otoriter olmak gerekmediği, çocukların eğitimi sevmesi ile daha kalıcı ve verimli öğretim yapılacağı, be nedenle otoriterden ziyade, sevgi ve eğlence endeksli eğitimin daha güzel ve başarılı bir eğitim sistemi oluşturacağı yönünde düşünceler kuvvetlendi.
Bu iki zıt düşünce eğitimcileri ayırdı. Çocukların şimdi bu iki tür eğitimciye de farklı tepkiler verdiğini görmek zor değil. Otoriter eğitimciler ile mesafeli bir ilişki söz konusuyken, izin verici ve oyun endeksli eğitimciler ile samimi ve çoğu zaman sınırları belli olmayan ilişkiler peyda olmuştur. Her iki yaklaşımında hatalı yanları ve faydaları mevcuttur. Eğitimcinin hangi tarza sahip olması gerektiğini savunup bunu ispatlamak için örnekler sunan bir düşünce çerçevesinden sıyrılıyorum. Bana göre her iki görüşünde pozitif ve negatif yanlarını kestirmek, bu nitelikleri göz önünde bulundurarak eğitim vermek daha verimlidir.
Ancak bu görüş için her iki yöntemin doğrularını ve yanlışlarını iyi analiz etmeli, neyin gerekli olduğu konusunda sentezi doğru yapabilmeliyiz. Öncelikle sınıf kontrolü konusunda eğlence bazlı eğitimcilerin ciddi sorunu olurken disiplin bazlı eğitimcilerde de zorlama mevcut olduğundan isteksizlik akabinde de verimsizlik mevcuttur. Buna nasıl engel olmamız gerektiğini şu şekilde çözebiliriz. Neden eğitim verildiği konusunda öğrencileri bilinçlendirirsek isteksizlik yerini başarıya bırakabilir.
Eğlence bazlı eğitim veren eğitimciler ilgi çektikleri için dikkatleri kolay toplarlar. Ancak sürekli eğlence bazlı eğitim vermek kolay konsantrasyon bozulmasına, dikkat için sürekli dışsal güdüye ihtiyaç duyan bireylerin yetişmesine neden olur.
Eğitimcinin dikkat çeken faktörleri kullanması konusunda profesyonel olması lazım gelir. Disiplin bazlı bir eğitim olması şarttır. Ancak arada farklı unsurlar ile farklılık katmak olmazsa olmazdır. Bir örnek ile pekiştireceksek, ortalama bir öğrenci 20 dk. içinde dikkatini kaybeder. Ancak dikkatin kaybolmasını öne sürerek mini dersler işlemek hatadır. Çünkü her ara beraberinde yeniden odaklanma süresini uzatır. Mini dersler yerine bütün bir dersi disiplin içinde işlerken dersin koptuğu, ilginin azaldığı noktalarda eğitimcinin eğlence dolu öğretmen olması gerekir. Bu nokta eğitimcinin kültürüne, becerisine ve sınıf düzeyine bağlı olarak değişir. Aynı yaş grubunda aynı sosyo-ekonomik ve kültürel düzeye sahip öğrenci gruplarında bile farklı yaklaşımlara sahip mini öğrenci grupları mevcut olabilir. Burada öğretmenin yapmaması gereken dikkati dağılmamış, öğrenme hevesi olan sınıf ortamında gerekmediği halde, kendini ve dersi sevdirmek adına eğlence bazlı aralar vermektir. Bu sevdirmekten çok soğutur.
İkinci yapılmaması gereken öğrenci gruplarının düzeyine uygun aktiviteler verilmelidir. Sosyalliği zayıf öğrenci gruplarına daha sosyal olmalarını sağlayan, özellikle grup çalışmasına dayanan etkinlikler vermek, sosyalleşme konusunda zayıf olmayan öğrenci gruplarına daha bireyselliğe ve profesyonelliğe yönelik çalışmalar ile görevlendirmek gereklidir. Eğitimcinin bu farkı ayırt edebilecek olgunlukta olması gerekir.
Eğlence ve disiplin bazlı eğitimlerin farklılıkları, uzlaştıkları noktaları, ideal davranışları anlatmaya diğer yazılarımında devam edeceğim..


28 Kasım 2013 Perşembe

Yeni Neslin Girişimi

    Hızla gelişen teknoloji yaşam şartlarımızı da değiştirdi. Bizler teknolojiyi kullanıp hayatımızı kolaylaştırırken farkında olmadan bazı kıymetli değerlerimizi de yitiriyoruz. Bundan yakınmak bir kenara, kaybolan değerlerimize tutunmak, kaybetmemek ya da geri kazanmak için bir çabamızda mevcut değil. Bu değerlerin değişim hızının ivmesi arttıkça kuşaklar arası çatışma daha da güçleniyor. Hatta bazı ailelerde şuan ebeveynler ile çocuklar arası kuşak farkı bir kat daha artmış durumdadır. Bazen bizden az farkla küçük yaşta olanların bizden bambaşka bir değerler dünyası olduğuna elbette şaşırıyoruz.Bunu biraz genellersek 80'lerde çocuk olanlarla 90'larda çocuk olanlar arasındaki farkların neler olduğundan bahsetmek istiyorum.
   Geçtiğimiz kuşak teknolojiden nasibini yeteri kadar alamamış, öğrenmelerini sosyal yollarla tamamlayan bireylerden oluşuyor. Bu kuşak arkadaşlıktan, güvenmekten, söz vermenin ne olduğundan anlayan hatta bu konuda oldukça hassas olan bir kuşak. Öğrenmek istediklerini "google"a yazmıyor, ansiklopedilerin sayfalarını karıştırıyor. Emin olmadıkları mevzularda "ben biliyorum" diye atılanı az. Bu nedenle biraz  pasifler. Söylediklerini bilip de konuştukları için ya da az bilen olduğu için genelde herkes birbirini dinliyor. Dinleyerek öğreniyorlar. Öğrenmek için kendilerinden daha fazla tecrübeye sahip bireylere ihtiyaçları var. Bu nedenle yaşı küçük olanların bilmediklerini düşünüyorlar. Yani bilginin yaş ile paralel olduğuna inanıyorlar. Birçoğu güzel ama birçoğu da yanlış düşüncelere sürükleyecek niteliğe sahip değerler.
    Yeni kuşak ise bundan farklıdır. Yeni kuşağın arkadaşlık duyguları zayıf, antisosyalleşme eğiliminde olmasına rağmen; girişimci ruhları vardır. Bir önceki neslin bireyleri kadar tekdüze değiller. İnsanların aptal dediklerinin aksine ezberden uzak, olayları farklı açılardan değerlendiren niteliğe sahiptirler. Çünkü bu nesil bilgiye çok kolay ulaşır. Bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi değerlendirmek daha kıymetli olur. Daha fazla bilgiye ulaşmak ve bu bilgileri beyinde harmanlayıp fikirler ortaya çıkarmak bireyleri eşsiz yapar. Bilginin ucuz olduğu zamanda paha eden fikirlerdir. Artık yeni neslin farklılıkları kabullendiğini, her bireyin farklı yönleriyle zenginleştiğini kabul ettiklerini bilmeliyiz.
   Geçtiğimiz kuşağın bireyleri, farklılıkları dışlayarak bir şey elde edemeyeceğini anlamalıdır. Özgürlük burada başlar. Geçen nesil, gençlerimize bilgiyi ezberlemedikleri için kınamak yerine bilgiyi nasıl en güzel şekilde yorumlayabilecekleri konusunda yardımcı olmalıdır. Sadece bilmenin bir anlam ifade etmediğini kabullenmelidir. Geçen kuşak, kendi dostluklarının anılarıyla hayıflanma yerine toplumda bu değerlerin oluşması için doğru örnek olmalıdır. Geçtiğimiz kuşağın bireyleri  gençleri farklılıklarından dolayı dışlamak yerine onlarla genç kalabilmeyi başarabilmelidir. Genç kalan fikirlerdir, bunu unutmamalıdırlar. Sosyal hayatta öğrenilenlerle, toplumun baskılarıyla yüklenilen rolleri yaşayarak hayatın anlamlı olmadığını, herkesin kimseyi incitmeden olmak istediği kişi olma özgürlüğüne sahip olduğunu bilmeleri gerekir. Herkesin kendisi olma şansına sahip olması gerekir. Bu şuurla hareket etmeleri gerekir.
   Yeni neslin elbette eksik yanları vardır. Kültürümüzü çarpıtılmadan öğrenebilmek için bazen teknolojinin yetersiz kaldığını bilmeleri gerekir. Sosyal öğrenmeye kültürümüzü, değerlerimizi öğrenmek için başvurmak gerektiğini içselleştirmeleri gerekir. Farklılığın, çok yönlülüğün büyüsüne kapılıp, bilmeden farklı olmanın insanı yanlışlara iteceğini, farklı olma kaygısı güderken yolun kaybedilebileceğini kabullenmelidirler. Bu şuur bilgisiyle, fikirleriyle, nerede durulacağının farkındalığıyla büyülü bir neslin içimizde barındığını bize hissettirecektir.
   Kişi yaşını düşünmeden davranış ve düşünceleriyle kendini hangi kuşağa yakın hissediyorsa, öyle davranmalı; ve iki kuşak arası çatışmaların çözümü için eksik olan yönlerini tamamlamak için gayret göstermelidir. Bu toplum içinde birbirinden kopuk bireylerin var olmasını engellerken, her bireyi olduğundan daha fazla geliştirir. Başarılara imza atan büyük bir aile olmak için, içimizdeki çatışmaları çözmemiz bunun için de duyarlı olmamız gerekir.





20 Kasım 2013 Çarşamba

Vizyon Sahibi Birey Yetiştirmek

   Farkında olsak da olmasak da düşük ya da yüksek standartları olan bireyleriz. Standartlarımızı hayattaki amaçlarımız belirler. Her bireyin düşünceleri farklı olabileceği gibi, vizyonu da farklı olabilir. Ancak çoğu birey geç yaşa kadar vizyon sahibi olamaz ve vizyon sahibi olan ya da olmayan çevresindeki bireyleri örnek alır. Bu bizim henüz ergenlik döneminde kişilik gelişimini tamamlamamış bireylerden bekleyeceğimiz bir davranıştır. Öyleyse kendi düşünceleri ile, mantığı ile standartları ve vizyonu olan nesiller yetiştirmek için, biz yetişkinlerin yapmaları gereken nelerdir diye sorup öğrenmeliyiz.
   Toplum birbirine özendirmeye ve kınayarak bazı davranışları kısıtlandırma da oldukça başarılıdır. Öncelikle vizyon sahibi bireyler olarak her ne kadar "alay" standartlara uyan bir davranış olmasa da, standartları düşük kişilerin fayda sağlamayan kişiler olduğu konusunda kâle almama davranışı gösterilebilir. Kınama bunların en güzel, en yerinde olanı sayılabilir.
   Diğeri her zaman olduğu gibi vizyon sahibi bir birey olduğumuzu, dik duruşumuzla gösterip örnek olmalıyız. Standartları yüksek olan ebeveynlere sahip bireyler düşük standartlarda kalmayı hoş bulmaz. Bunun için amaç ve hedeflere sahip kişiler olmak, yaşam hedefi olan saygı, güven gibi kavramları hayata uygulamada beceri sahibi olmak gerekir. Belli bir vizyona sahip olmak amaçlı yaşamaktan geçer.
   Hamur gibi bireyler yetiştirmek gerekir. Farklı düşüncelere saygı duyan, farklı düşünceleri değerlendiren ancak ancak özümsemeden içselleştirmeyen bireyler olmak ve öyle bireyler yetiştirmek gerekir. Dar açılı olmamak ve kolay bükülen değil, zamanla şekillenebilen kişiler yetiştirmek, bilgiyle dolu olmaktan geçer. Vizyon sahibi kişi olmak bu zamanda oldukça zor zanaattir. Bunun için iyi pişmek gerekir. Bunun yöntemi iyi okumaktan geçer. Çok okumak, okuduklarından verim almak, farklı türde kitaplar, metinler okumak kendini farklı alanlarda geliştirebilmek gereklidir. Farklı alanlarda da bilgi sahibi olmak çok yönlü olmak gerekir. Bunun için her bulunan faaliyete atlamak değil, katılım gerçekleştirme aşamasında düşünmek gerekir. Çok yönlülüğü fayda verecek alanda aktifleştirmek gerekir. Bunlar bizi geliştirirken hem de çocuklarımıza örnek olmada yarar sağlar.
    Okumak, farklı türde kitaplar okumak, farklı alanlarda kitap ve metinler okumak, farklı faaliyetlere katılmak kişilik gelişiminde fayda sağlayacak aktivitelerde bulunmak vizyon için elbette gereklidir. Ama tüm bunlara önemli bir nokta daha eklemek istiyorum. İdrak! Düşünmezsek, doğru kitap almadan anlatılanları doğru algılamaya kadar birçok alanda zayıf kalırız. Bu nedenle doğru düşünme becerisi edinmek idrak kabiliyeti yüksek kişi olmak büyük meziyettir.
   Bunları başarı ile yapabilmek ve yeni nesilleri bu beceriye sahip olmaları için onlara yol yordam göstersek bizden sonra özenmiş değil, kendi fikirleri ile çığır açan bir neslin yaşayabileceğini göreceğiz.Farklılıklarıyla başarılara imza atan bir nesli görmek hepimizin arzu ettiği bir gerçektir.





29 Ekim 2013 Salı

Tek Tipleştiremedikleri Biziz...

     Çocuk yaşlarda yaşadığımız küçük ayrıntılar bile bizim kişiliğimizi oluşturmada oldukça etkilidir. Bizlerin bu günlerde insanları kategorileme hastalığında olmamız, bize iyi ve kötü ayrımını sert çizgilerle yapmamıza neden olmuştur.
    Çevremizdeki birçok faktör bizi tek tipleştirir. Henüz çocukken çizgi filmlerde kötü bir kişinin hiç bir davranışının iyi olmadığı, canavar vb. hayali karakterlerle eşleştirildiği ilk başlardaki yanlışlarımız. Çocuklar farkında olmadan bilinç altında kötü karakterin herhangi bir özelliğini - pantolon, sakal vs.- kötülükle eşleştirebilirler. Yetişkin filmlerinde bir karakterin iyi ve kötü özelliklerinin olduğu gösterilirken çocuklara bunu anlatmada sıkıntı yaşadığımız aşikar. Belki iyi ve kötü davranışı bir miktar verdikten sonra bir bireyde iyi ve kötü özelliklerin olabileceği vurgulanabilir. Özellikle 10 yaşının üzerindeki bir çocuğun bunu rahatlıkla kavrayabileceğine inanıyorum.
    Bizi sadece filmler etkilemiyor. Bir arkadaşımın verdiği örneği eklemek isterim. Yıllarca tek cevaplı soruları çözdük. Şıklı sorularla boğuştuk. Ve şimdi her olgunun tek cevabı olduğuna inandık. Farklı düşüncelerin bir arada bütün halinde olabileceğini kestiremedik. Olaylara tek boyutlu baktık. Verdiğimiz cevaptan başka doğru yoktur zannettik. Diğer insanlara karşı saygısızlığımız belkide bu şekilde başladı.
     En nihayetinde bize doğruyu anlatmak için vurgularla ikazlarla törpüleyen ailelerimiz... "Tembel insanla oturma!", "o pasaklı bir çocuk uzak dur!" ikazlarını yaşadık ve yaşıyoruz. Unuttuğumuz bir şey var. Tembel olmasına rağmen cömert bir arkadaşımız olabilir. Asosyal ama zeki bir arkadaşımız da... İnsanların sadece tek bir özelliğine göre seçmek ne kadar bencilse; tek bir özelliği yüzünden insanları yargılamak da o kadar kayıptır.
     Ardından bunu sadece arkadaşlıklarına, sosyal hayatlarına değil; evliliğine de taşıyan bireyler görürüz. Sonra da şimdiki evliliklere bahane buluruz. Halbuki hata olamadığımız kendimizde. Doğru davranışlar sergilemek, eksikliklerimizi kabul etmek, kendimizle barışık olmak ve eksik yanlarımızı düzeltmeye çalışmak için çabalarken her bireyin kendi içinde bu çabada bulunduğunu unutmamak gerekir. Yargılamaktan ziyade el uzatmak lazım gelir. Birbirimizi de bu şekilde kabul etmemiz gerekir.
    Bunun için çocuklara şimdiden her bireyin farklı ve özel olduğunu, olabileceğini, kötü insanın olmadığını, kötü bireyden ziyade kendini düzeltmeye yeltenmeyen bireyin olduğunu anlatmak gerekir.