Sayfalar

16 Ocak 2015 Cuma

TABLET YAZISI - 2 / EL YAZISI & TABLET YAZISI

 Tablet yazılarınıun ikincisi olan bu yazıda tablet kullanımı ile el yazısının tarihe karışması konusuna değineceğim. Bilgisayarların küçülmesi ve taşınabilirliği, tabletlerin yaygınlaşması not tutmada teknolojinin kullanımını yağunlaştırmaktadır. Peki teknolojinin eğitim hayatında defterlerin yerini tutması, fotoğraf çekerek bilgileri depolamak ve ekrana bakarak notları gözden geçirmek sanıldığı kadar faydalı bir kolaylık sağlıyor mu? Kalem kullanarak not almak zahmetine değecek kıymete sahip değil midir? Tüm bunları düşünürken bazı milyon taşı değerinde bilgilere sahip olmak önem taşır.
 tablet kullanımı sanıldığı ya da halk arasında konuşulduğu gibi korku verecek bir olgu değildir. Nitekim tablet kullanımı sanal ortamda bilgi kaydedilmesi kağıt israfı ve ham madde kaynaklarını tüketme noktasında yardımcı olur. Bilgi paylaşımının ve kayıtlamanın kolaylığını sunar. Bir önceki yazımda bahsettiğim niteliklere sahip olunarak tablette yazı yazmanın zamanı nasıl ekonomikleştirdiğini gözler önüne serer.
 Tablet kullanımının pozitif özellikleri mevcut ve kullanımı onaylanmış olsa dahi el yazısının tarihe geçme durumu tehlike çanlarının çaldığına işaret olabilir. El yazısı teknoloji ne kadar ilerlerse ya da teknoloji ne kadar hayatlarımıza dahil olsa da var olmalı ve fayda sağlamaya devam etmelidir. El yazısının faydaları tablet kullanımına oranla daha az enerji kaybı yaşanırı ekleyebiliriz. El yazısınıngöz ve parmak sağlığına tablete kıyasla daha az tecavüz ettiğini de ekleyebiliriz. Hatta el yazısı çocuklarda küçük kas gelişimine olumlu etkileri vardır da diyebiliriz. ancak en önemli faktör el yazısının el-göz-beyin koordinasyonunu hızlandırması ve bireye bu konuda zaman, yorum açılarından kazanç sağlamasıdır. El yazısı ya da kalem kağıtla çalışmak bireylerde düşündüklerini görsel ya da metin olarak (kişinin kendini ifade şekline göre değişiyor) ifade etmede bireye hız kazndırıyor.
 El yazısının bir diğer etkili olduğu nokta, bilgiyi hafıza da tutumadır. Kopya hazırlarken daha çabuk akılda tuttuğunu gören, sınava hazırlanırken kopya çekmeyecek olsa bile kopya kağıtları hazırlayanların daha çabuk kodladığını tecrübe ediliyor. Ya da klasik olarak "Yazarak çalışalım daha kolay aklımızda kalır." söylemleri bildiğimiz bir gerçek. El yazısının aklında tutma / bilgiyi hafızaya alma noktasında ne kadar etkili olduğunu böylece pekiştirmiş oluyoruz.
 El yazısının belki de en önemli olduğu nokta ise yaratıcılık ile ilişkilendiği noktadır. Araştırmalar gösteriyor ki el ile yazı yazarken ve klavye ile yazarken beyin işlevleri farklı çalışıyor ve farklı sonuç üretiyoruz. Yapılan araştırmalar beyin taramalarında fikir üretme ile yazı yazma arasında kuvvetli bağ olduğu görülmüştür. Tecrübe edersek farkına varırız kiğ bir yazı / makale yazarken elle yazıp bunu tabletlerde / bilgisayarda temiz çekmek daha rahat çalışmamıza iman vermektedir. Kişisel tecrübem ise blog yazılarımı önce el yazısıyla yazmaktır. Yine çalışmalarını sürdürdüğüm kitabımı yazarken el yazısı ile notlar alır, düzenler daha sonra çalışmalarımı kaydederim. Çocuklar incelediğinde onların bir metni elle yazdıklarında, klavye ile yazdıklarından daha fazla ve daha hızlı kelime ürettikleri görülmüştür.
 Sonuç olarak her ne kadar tabletle çalışmanın bilgileri kaydetmenin yararları mevcut olsa da kullanmak icabet etmektedir. Eğitimciler sınıf içi uygulama ve etkinlerini planlarken bu bilgileri göz önünde tutarlarsa daha verimli çalışmalara imza atacaklardır.

 Kaynak: http://www.egitimpedia.com/egitim-2/elle-yazi-yazmak-tarihe-karisirsa-ne-olur

13 Ocak 2015 Salı

Tablet Yazıları -1 / TABLETLER EĞİTİMİN NERESİNDE

Fatih Projesiyle bilinen tabletle eğitimin zarar ve yararları tartışılmaya devam ederken aileler çocuklarını tablete boğmaya devam ediyor. Peki tablet kullanımı eğitimin neresindedir?

Eğitimde teknoloji kullanımı, son derece önemli ve hassasiyet gerektiren bir husustur. Ancak tecrübe etmişiz ki teknoloji kullanımının fayda sağlıyor olması için yöntemlerin iyiye evrilmesi şarttır. Bunlardan ilki eğitimin hızlı, yararlı, verim alınabilir olmasını sağlayan uygulamaların, yazılımların kullanıma sunulmuş olmasının gerekliliğidir. Eğer ki eğitim için gerekli çalışmaların sanal ortamda çalışılmasına imkan yoksa teknoloji zararlı olabilir. (sağlık, zaman vb. açılardan) Bu konuda eğitimciler, zümre öğretmenleri ve yazılımcıların işbirliği ile çalışmalarının gerçekleşmesi fayda sağlayacaktır. (Bu konuda iki alanda uzmanlık sağlamanın faydaları ve gerekliliği iyi anlaşılmalıdır.)

Bir diğer önemli nokta; tablet kullanımı kitap kullanımının ekran üzerindeki versiyonu olarak algılanmamasıdır. Milli Eğitimin okutulması için hazırladığı kitapların sanal versiyonları tabletle eğitimin işlevselliğini tam anlamıyla karşılayamaz.Burada dikkat edilmesi gereken, yazılacak uygulamaların eğitimin içeriğine uygun, yaratıcılık düzeyi yüksek çalışmalar olmasıdır. İç organları ve sistemleri anlatan bir ünitede, sistemlerin şeması üzerinde boş kutulara organların isimlerini yazmak tabletlerin aslında sadece şematik olarak var olduğunun ispatıdır. Bunun yerine sistemleri ve organların görevlerini anlatan videolar, bulmacalar, analojik videolar, sistemlerin yeniden inşasını gerçekleştiren yapboz sorular gibi kavramaya yönelik çalışmaların var olması eğitimin amacını daha mükemmele yakın şekilde gerçekleştirecektir.

Tabletle eğitim için var olması gereken üçüncü husus teknolojiyi kullanan eğitmenlerin donanımıdır. Akıllı tahta, tablet ve bilgisayarın kullanımını, öğrenci imkanları doğrultusunda ihtiyaca binaen ve etkili kullanabilen öğretmenlerin sayısı son yıllarda artıyor olsa bile yine de oldukça azdır. Tüm öğretmenlerin genel bir teknoloji eğitimiyle birlikte branş gözetilerek (her branş için ayrı ve branşın eğitimine yönelik) teknoloji eğitimi alması gerekmektedir. Her branş öğretmeni kendi dersinin içinde teknolojiyi nasıl kullanacağını, kendi dersi için kullanıma hazır uygulamaların neler olduğunu ve bu uygulamaların nasıl kullanılacağını bilmekle yükümlüdür.

Öğretmen belli bir süreçten sonra uygulama çokluğunda hangi uygulamaların daha faydalı ve gelişime açık olduğunu tespit etmek )uygulama çöplüğü oluşmadan eğer gerekli kurumlar bu konuda çaba sarf ederse! onları bilgilendirmesi açısından), tespit ettiği uygulamaların kullanılması konusunda yönlendirmede bulunmak noktalarında bilinçli olması gerekmektedir.

Tüm bu çalışmaların haricinde okul dışı zamanlarda çocuklara ulaşmak için sosyal medyayı kullanma, tablet üzerinden de olsa iletişim halinde olma (aynı zamanda istenildiğinde sosyal medyanın faydalı da olabileceğinin uygulamasını yapma), ödev ders notu gibi çalışmaları paylaşma, teknoloji ile iletişimsizleşen çocukları yine teknoloji ile ders paylaşımı noktasında buluşturma, okul dışı etkinlik düzenleme gibi uygulamalarla öğretici tablolar oluşturulabilir.

Teknolojinin, tabletlerin en kör kaldığı okullarımızda dahi elinden geleni yapan meslektaşlarımı kutlarken, teknolojiyi kullanma imkanı olan okullarımızda dikkat çeken, verimli sonuçlar doğuran, örnek olabilecek nitelikte çalışmalar yapılmasının çok da zor olmadığını hatırlatırım.

1 Ocak 2015 Perşembe

Değerlileştirebilmek

"Hiçbir önemim yok", "ben sadece sizin çocuğunuzum", "keşke doğurmasaydınız" cümleleri bizlere yabancı değil. Bu kavramların altında yatan nedenleri araştırırken öylesine büyük bir kaybolmuşluk yaşıyoruz ki gerçek nedeni/nedenleri görmek zorlaşıyor.
 Çoğu yetişkin/ebeveyn "biz böyle isyankar değildik, itaat ederdik" demekte olsa bile dünyanın, şartların değişmiş olduğunu kabul etmek gerektiğini savunmaktayım. Zamanda geriye doğru gittiğimizde bilginin tecrübelerle elde edildiğini görürüz ancak şuan bilgi ucuz ve kolay elde edilebilir. Karşınızdaki "çocuk" olarak gördüğünüz evladınız bizlerden çok daha fazla meraklı (yaşı itibari ve yozlaşmamasından ötürü) ve öğrenme iç güdüsüne sahiptir. Bu nedenle bilmenin verdiği özgüveni yaşıyor. Öğrendiğini bizlerle paylaşma arzusu taşıyor. Karşılığında bizler bilgisini paylaşmasına izin vermek yerine tecrübesizliğini yüzüne vuruyoruz...
 Bu düşüncenin aksine yol almak isteyen kimi ebeveynler ise ölçüyü kaçırıp yazının en başında örneklendirdiğim cümlelerin daha ilerisine giden, ailesinden kopuk, sorgusuzca yaşayan ve sonuçta bağlılık nedir bilmeyen, özgürlüğü yaşamak için başka ruhlara çarpıp kaçan bireylerin yetişmesine neden oluyor.
Çoğu meselede olduğu gibi dengede olabilmek, çocuklara dengeli yaklaşabilmek gerekmektedir. Ancak bu dengeyi kıvamında tutabilmek için en baştan değer vermek gerekmektedir. Çocukların tecrübesizliğini işaret edip küçüksemektense bilgiye erişme ve bunu tecrübe edebilme/etmek isteme noktasında onlara değer verilmiş olsa eminim ki tecrübemizden yararlanmak için bizleri can kulağı ile dinleyecekler.
 Yapılan birçok araştırmaya ve öğretmen olarak çalıştığım yıllardaki gözlemlerime dayanarak diyebilirim ki kendisiyle en çok çatışan, sorunlar yaşayan, sorunlarını çözemeyen, onları kafasında ya da gerçekte büyütebilen çocuklar/gençler genelde saygının, karşılıklı değer vermenin ve haliyle güvenin inşa edilmediği ailelerden geliyor. Bu nedenle öncelikle bizlerin bilinçli yetişkinler olarak birbirlerimize -en başta eşlerimize- değer vermeyi ve bunu hissettirebilmeyi başarabilmemiz gerekiyor. Şayet bunu başarabilirsek birbirine kaşını dahi kaldıramayan anne babaları gören çocuk bu değere layık olabilmek, bu atmosfere girebilmek için şikayetler yerine çabalarla dolup taşacaktır. Yine aynı şekilde bizlerden de bu değeri çabalarına karşılık bekleyecektir. İşte bu noktada çabalarının değerini bilip, eksiklikleri birlikte tamamlamayı teklif eden ana baba dengeyi kurabilmiş, çocukta güveni inşa etmiş olur.
 İster anne olun ister baba, ister öğretmen; sağlıklı/gelişen bir toplum bir tebessümünüzde gizli...

23 Aralık 2014 Salı

Araştırmacı Kişilikler

Hangi yaş gruplarına ne öğretileceği konusunda hararetli tartışmalar furyası sürerliliğini kaybetmezken, asıl önem arz eden mesele eğitim konusunda eleştirilerimizin bakış açısıdır. Zorunlu dersler ve seçmeli derslerin neler olacağı, müfredatın neler içermesi gerektiği ana sınıfından üniversitelere kadar birçok kurumda gündemi oluşturur. Eleştiriler, öneriler hep yenilikler üzerinden konuşulur, sunulur. Ancak bu kadar konuşup bu kadar değişikliğe uğrayan eğitim sistemine rağmen halen olumlu bir adım atılmış değil, aksine eğitim gün geçtikçe gelecek hakkında korkutan boyutlarda bir tablo oluşturuyor.
Bir insanın her şeyi mükemmel düzeyde bilemeyeceği düşüncesinden yola çıkıp ne öğretileceği değil, nasıl öğreneceklerini öğretme hususunda düşünüp çalışsak daha doyurucu ve verimli sonuçlara ulaşabiliriz diye düşünüyorum. Çocuklara ve gençlere en faydalı bilgiyi (kendi bakış açımıza göre) sunmaya çalışmak yerine onlara beyin süzgecinden faydalı bilgiyi nasıl süzeceklerini öğretmemiz doğru ve faydalı bilgiye ulaşmalarında meşale olabilecek bir meziyettir.
Nitekim bu konuda yaptığımız hataların olumsuz sonuçlarını görüp yaşıyoruz. Gençlere ilmihal araştırma kültürü kazandırılamaması, lisans düzeyindeki öğrencilerin henüz literatür taramasının nasıl yapılacağı konusunda net bilgiye sahip olamaması, bireylerin hayatta yaşadıkları/gördükleri deneyimlerin perde arkasındaki bilgi hüzmesini görememesi bu konuda eksik kaldığımızın ispatıdır.
Bir başka hatalı nokta ise tüm gençlerimizi bir havuza atıp "önce çıkan kazansın" mantığıyla davranan hatalı eğitim sistemi ve bakış açısıdır. Nice dahilerin farklı alanlarda başarılı olamayışları dahilikleirinden bir şey kaybettirmez. Her bireyin farklı olduğunu öğretir.
Tüm disiplinler tüm öğrenciler içindir demek yanlış olur. Kimileri kendini sporda, kimileri sanatta, kimileri mühendislikte, kimileri edebi metinlerde büyük başarılara imza atabilirler. Bu bir gencin ömrünün önemli bir evresini her şeyi öğrenmek için harcaması demektir ve gencin bir konuda profesyonel olarak eğitim almasının önünde engeldir.
Zihinlerin algılamaya uygulamaya ve öğrenmeye en açık olduğu süreçte gerekli gereksiz tüm bilgileri öğrencilere yığmak beyin katliamı olarak nitelendirilebilir. Öğrencilere ne öğreteceğimiz konusunda bu kadar tartışacağımıza onlara yetişkin gibi düşünebilmenin yolunu açsak, neyi nasıl öğrenecekleri hakkında rehberlik yapsak hayatları boyunca kullanacakları önemli bir meziyeti kazandırmış oluruz.
Elbette eğitim sistemini bir blog yazısıyla değiştirmek mümkün değil (keşke bu değişim kolayca  mümkün olabilseydi). Ancak yine de bazı ufak girişimler geleceğin yetişkinlerinin daha bilinçli olması adına önem arz eder. Bu noktada öğretmenlerin ezberci değil, anlamaya dayalı bir öğretim metodu uygulaması milyon taşı niteliğindedir. Bir matematik formülünü ezberlemektense, matematiğin hayatın neresinde ne kadar kullanmalıyız yahut fizikte kimyada formüller ezberletilmesindense hayatımızın neresinde pozitif bilimlerden yararlanabilirizi düşünebilmeleri öğrencilerin bu farkındalığa ulaşabilmeleri için önemlidir.
Aileler de çocuklarını yetiştirirken bu değerlere dikkat etmeleri çocukluk yaşlarından itibaren bireylerin araştırmacı kişiliklerini geliştirmelerinde pekiştirici bir unsur olur. Bu noktada önemli olan ebeveynin bilgili olmasıdır. Gençle /çocukla birlikte yemek yaparken suyun kaynamasını, ısı ve sıcaklık kavramlarını , tariflere bakarken oran orantıyı, evde yapılacak tadilat işlerinde basit makinaları, gündemi takip ederken sosyolojiyi , psikolojiyi işaret eden yetişkinler doğru, faydalı, kalıcı bilgileri ve soru işaretlerini beyinlere nakşedebilir. Böylece düşünmeyi , bilgiyi kullanmayı, cevap bulamadığında sormayı, okudukça çelişen bilgilerden dolayı araştırmayı, araştırıp öğrenmeyi yaşam biçimi edinebilir.
Amacımız çok şey bilen değil, faydalı ve doğru bilgiye kolayca ulaşmayı becerebilen kişiler yetiştirmektir. Bu sayede yaşamının önemli kısmında bilgi hamalı olmak yerine kendini yetişirmiş, kişisel farkındalığa ulaşmış ve hayatının geri kalanında verim alınabilir nitelikte bilgiler üretebilen, beynini en iyi şekilde kullanabilen kişilere ulaşmak olasıdır.

27 Ekim 2014 Pazartesi

Dur kaçma diyemediğimiz ÇOCUKlar!...

Çocukların özgür yetişmesini yanlış yorumlayarak gençlerin belli bir yaştan itibaren ayrı yaşamasını benimseyen batı kültürünün etkisini doğu toplumlarında göstermiş olması bu durum hakkında bizi düşünmeye sevk etmekle birlikte düşünmek için geç kaldığımızın üzücü emaresidir. Batı kültürü, bireysel yaşama kültürünü benimseyip aile fertleri ile yavaş yavaş kopan ilişkilerin toparlanması ile uğraşırken, aile fertlerine bağlı değil bağımlı olmayı benimseyen doğu kültürü ise iletişimin kopmaması için geleneklerine bağlı kalmayı tercih etmektedir.
Kültürlerin bakış açıları farklı olsa da sonuçta çözümlenmesi gereken bir iletişim sorunu vardır. Çözümü kritik yaşlarda çocuklar ile olan iletişimde saklıdır. Evi terk eden gençlerin sorunlarının temeline inmek ve sorunu bertaraf etmek için iki önemli süreci doğru bir şekilde tamamlamak gerekmektedir. Bu iki süreçten biri ergenlik ile genç yetişkinlik yaşlarını kapsayan süreç, diğeri ise bebeklik sürecidir.
Aileleri ile doğru iletişim kurmuş gençlere bakıldığında bu bireyler genellikle bebeklik süreçlerinde aileleri ile güvenli bağlanmayı gerçekleştirmişlerdir. Ebeveynler sevgisini göstermiş ve çocuk sevgi duygusunu öğrenmiş, aile içi sevginin varlığına bilinçaltı düzeyinde inanmışlardır. Bu atmosfer aile içi iletişimin kalitesini arttırmakla birlikte çocukluk yıllarında aile ile bilgi paylaşımı, birlikte hareket etme gibi noktalarda daha uzlaşmacı olacaklardır. Güvenli bağlanmanın kişide bıraktığı olumlu izlerden bu sadece biridir.
Gençlik dönemlerinde aile ile iletişimin kopmasında etkili faktörler ise aile ile genç arasında verimli bir iletişimin kurulamamış olmasıdır. Bu noktada aile içi kopuk ilişkinin varlığı, ergenlik dönemi niteliği olarak arkadaşlarla vakit geçirmenin tercih edilmesi ilişkilerin yıpranmasını hızlandırmaktadır.
Yeterli sevgi ve anlayış ortamında yaşayan bireyler bulundukları ortamı terk etmek istemezler. Bu nedenle yuva atmosferinde doygunluğu yaşadığımız ve yaşattığımız değerlerimizin neler olduğunu irdelemeliyiz. Adaletle iş bölümü yapılan, aile üyelerinde çalışkanlığın erdem sayıldığı, kişisel hakların ve sınırların olmasının yanında aktif paylaşım ortamının olduğu aile ortamları, koşulsuz kabulu benimsemiş ebeveynler güven sağlar. Güven ortamı gençlerde ait olma, yardımlaşma, paylaşma duygularını isteklice körükleyebilir.
Aslında "çocuğum evden kaçmasın" ya da "çocuğum her yaşta bana her şeyi anlatsın" anlayışı deprofesyonel bir yaklaşımdır. Bunun yerine çocukların farklı yaşlarda farklı noktalarda paylaşımda bulunduklarının bilincinde olan ebeveynler çocuklarıyla daha aktif bir ilişki içine girebilirler. Ayrıca tüm bu endişelerden sıyrılıp gençler için daha verimli, tüm bireyler için daha huzurlu ortamın sağlanması ve kazanılması istenen değerlerin nasıl elde edileceği hakkında bir bilince sahip olmak en kolay yoldan endişeleri ortadan kaldıracaktır.

4 Ekim 2014 Cumartesi

Kuşak Çatışmasından Kültür Çatışmasına

Zaman ve gelişen dünyada değişen standartlar, üzerinde oldukça durduğumuz kuşak çatışması sorunlarını derinleştirirken geniş perspektifle bakıldığında kültür çatışmasının aynı coğrafyadaki akranlar arasında dahi yaşandığı oldukça açıktır. Seküler düşünceyle bireyselleşen ve sadece kendileri için çabalayan bir gençliğin yoğunlaşmasının yanında geleneklerine çok bağlı büyük bir kitlenin varlığı da yadsınamaz. Bu iki farklı bakış açısını tek bir noktada toplamak hayli zor olmasına rağmen, farklılığın derinleşmesine engel olmak için adım atılabilir.
Duygudaşlığını yitiren bir toplumun bireyleri yalnızlaştırmasından dolayı artan şikayetlerimiz bir yana geleneksellikten uzaklaşan bireyler yoğun yaşanan örf ve adetlerin yoruculuğu yerine kendilerini (daha iyi bir toplum, daha kaliteli bir birey için) geliştirmektedirler. Bu  anti gelenekselci bireylerin büyük kısmında var olan bir eksik davranıştır. Örnek vermek istersek misafire yapılan hürmet, hazırlık çeşitli yoruculuğu ile birlikte bireylerin kendilerini geliştirmesine (kitap okuma, seminere katılma vb. ) engel olmaktadır.
Bu düşüncenin zıttını konuşmak istediğimizde kimliğimizde bizi var eden, özümüz olan etkisiyle tedavi edici özellikteki kimi geleneklerimizde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebeple bu geleneklerin tamamen ortadan kalkması da farklı sorunları beraberinde getirir. Haliyle geleneklerin yok olduğu bir bakış açısı da tamamen gelenekselcilik de hızlı bir ilerlemenin önünde engeldir.
Hem geleneksel düşüncenin pozitif niteliklerini ele alıp hem de geleneksel olmanın oluşturduğu engelleri aşmak, yine sorgulamadan geçmektedir. Kişiler eğer var olan geleneklerin nedenlerini amaçlarını sorgulayıp bunları günümüze taşıyabilirlerse kültür çatışmasını değil, kültür uyumunu yaşayabilirler. Bunu gelen misafire hürmet etmek örneği ile açıklayabiliriz. Eğer bir kişi sırf var olan çalışmalarını engellememesi için misafirden kaçmaya başlarsa kültürdeki iletişim, sosyalleşme, misafirperverlik, yardımlaşma, paylaşma gibi kavramlar zamanla toplum içinde yok olmaya başlamaktadır. Ancak aksine misafir ev sahibinin hürmetinde kusur aramaya çalışırsa, birlikte yapıp birlikte yeme anlayışına sahip olmazsa ev sahibi tekrar misafir alma konusunda ince eleyip sık dokur. Çoğu kopuk ilişkilerin temelinde bu vardır. Çalışan bayanın ülkemizde çok fazla kabul görmeyişi, kadından beklenenlerin şehir yaşantısıyla uyumsuzluğu, derslerine çalışması gereken öğrencilerin misafir yanında oturmasının beklenmesi gibi tabu davranışlar iletişim engelleri olarak sayılabilir.
Bana göre çözüm olarak geleneklerimizdeki ruhu kaybetmeyeceğimiz değişiklikler yapsak daha pozitif yaşama adım atabiliriz.
Gelin kaynana ilişkisinde de benzer durumla karşılaşıyoruz. Yeni gelin eşyalarını seçerken aile olarak alışverişe çıkmanın sorun olduğu günümüzde eski zamanlarda neden bu şekilde uygulama yapıldığı sorgulanmıyor. Halbuki eskiden birlikte yaşanırdı ve eşya seçimini yapamayacak kadar küçük yaşta evlenilirdi. Şuan çiftlerin yaşları gözetilip büyüklerin bu farkı algılayıp daha geri planda durması, gençlerin ise henüz tecrübe etmedikleri ve danışmaları gereken noktalarda büyüklerinden fikir alması aradaki iletişimin kopmadan sağlıklı düzeyde ilerlemesi anlamına gelmektedir. Bu pozitif yaşama adım atılması için önemli nokta olmakla birlikte doğacak çocukların yaşam atmosferi için kritiktir. Kendi içinde çatışma yaşayan aileler bunu ister istemez çocuklarına da yansıtmaktadır.
Genel çerçevede bu açıklananları değerlendirirsek toplumda bizi var eden kültürün izlerini olduğu gibi takip etmeyi değil, kültürü gelecek nesillerin refahı için mantık çerçevesinde şekillendirmek gereklidir. Bunun için değerleri olduğu gibi kabullenmek değil, sorgulamak ve anlamak fiillerinin icrasına ihtiyacımız vardır. Ancak bu şekilde daha doğru yöntemlerle yol alabiliriz. Kültürün en güzel yaşatıldığı nice bayramlar görmek temennisiyle, mutlu bayramlar...

15 Eylül 2014 Pazartesi

Okul Korkusu -Öğretmenlere hitaben-



Hakimiyetin zor oluğu kalabalık sınıflarda daha sık rastladığımız öğretmenin otoriter olmak adına korkutucu olmasını değerlendirmek oldukça zordur. Sevgi ile daha kolay öğretileceğini, kaygı miktarının artışıyla öğrenmenin engellenişinden biliyoruz. Ancak uygulamada sevgi her zaman düzen sağlamıyor. Hal böyle olunca birçok öğretmen öğrencilerini korkutarak disiplini sağlamaya çalışıyor.Ancak bunun uzun vadede başarıya engel olacağını bilmek gerekir.

Aslında hedeflenen yüksek başarıdır. Yüksek başarı ise düşük miktardaki kaygı ile pekişiyorken, öğrencileri motive etmeyi değil, onları hizaya sokmayı amaçlıyor gibi davranıyoruz. Sonuçta ise başarılı öğretmen olup olmadığımız tartışılır oluyor. Zaten başarıya çevre şartları ile kitlenmiş öğrencileri bir kez de biz pekiştirdiğimizde yollarına devam ederken, diğer öğrenciler hatrı sayılır bir ilerleme gösteremez, akademik başarısı düşük olarak nitelendirilir ve bunun üzeri "hayat başarısı yüksek" nitelendirilmesi ile örtülür. Bu noktada "öğrenciyi okuldan soğutan nedir?", "okuldan soğumuş öğrencinin ilgisi nasıl kazanılır?" gibi sorulara cevap bulmak daha isabetli olacaktır.

Okul henüz açılmışken öğretmenlere farklı bir ufuk olması açısından bu yazıyı kaleme alırken -umarım faydalı olabilirim- öğretmenlere tavsiyem özellikle kalabalık sınıflarda hakimiyet kurmaları adına savaşmak yerine farklılıklar oluşturmalarıdır. Hoş tabularımızın her gün daha da kök saldığı, ufkumuzu daraltma adına üç öğün önümüze sunulan bunca mesele arasında yaratıcılığımızı yeşertmek, üstüne üstlük bu yaratıcılığı sınıf içinde, dar alanlı müfredatla uygulamak hayli zordur, bilirim ancak bir mesleğin "kutsal" olabilmesi de bu maharetlerde gizlidir.

Önümüzdeki haftalar öğrencilerin öğretmenlerini sık sık test ettiği ve sabır sınayan davranışlarla dolu olacak ve öğrencilerin sınavları başlamadan öğretmenler sınav verecektir. Bu durumun üstesinden gelmek için eğitimcilerin sınıf içinde öğrencilerin yapmaktan hoşlandıkları, müfredata uygun, eğitici nitelikte çalışmalar yapmak daha yararlı olacaktır. Matematik de kesirler için şemalar, bölünmüş renkli kutular; fen bilgisi için maket ya da örnek olabilecek gerçek modeller, resim dersinde serbest el çalışmaları, Türkçe derslerinde hikaye yazma, bunu mini piyes niteliğinde canlandırma gibi etkinlikler öğrencilerin hoşlarına gidebilir. Her sınıfın farklı etkinliklerden hoşlanmasının olası olabileceğinden öğretmenin hangi etkinliği daha çok uygulayacağına da sınıfıyla birlikte karar vermesi daha uygun olur. Öğretmenlerin bu gibi çalışmaları -ne yazık ki yetersiz- ders zamanları içinde ara ara vermesi makuldür  Elbette ders içinde şart koşarak ders sonu eğitici eğlenceli çalışmalar yapmak yerinde bir davranış olabilir. Ancak bu öğrenci de ders içi çalışmaların bitmesi gereken sıkıcı dakikalar olarak algılanmasına neden olur. Bu sebeple yapılması gereken o ders saati içinde öğretmenle geçirilen sürenin genel olarak istenilen olarak algılanmasıdır. Bu perspektifle bakan öğrenci, ders içinde hoşlanmadığı süreci dahi katlanılabilir olarak algılar ve derse karşı ön yargısı oluşmaz ya da öğretmenin algıyı değiştirmesi için yeterli zaman olabilecek kadar uzun sürede oluşur.

Öğrenciyi derse sevdirecek de öğrencinin okuldan soğumasına sebep olacak da öğretmendir. Artık ipler benim elimde diye düşünen öğretmen yanılır. Öğretmen, gelişim ömür boyu devam eder anlayışında olup, eğer emek vermeye gönül verildi ise ömür boyu öğrencileriyle birlikte kendini de yenilemelidir. Ancak bu şekilde geniş pencereden bakan rehberlerle, geniş pencereden bakarak hayatı tanımlayan yeni bir nesil inşa edilir.