Sayfalar

öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2016 Perşembe

Özgün Eğitim

Gün geçmiyor ki eğitim alanında yapılan yeniliklere bir yenisi eklenmesin. Mühim olan ise hangi yeniliğin fayda sağladığı, verimli sonuçlar ürettiğidir.
Toplumda hemen hemen her alandaki iyileşmenin arkasında başarılı bir eğitim olduğu gün gibi aşikardır. Eğitimin iyileştirildiği, amacına hizmet eder şekilde işlediği toplumlarda; toplumun diğer alanlarında da düzenin daha kolay sağlandığı ve toplumdaki bireylerin de bunu tercih ettiklerini biliriz. Bu çerçevede eğitimin iyileştirilmesini hepimiz isterken sorulması gereken soru bunun nasıl olacağıdır.
Eğitimin sürdürülebilir bir verimliliğe ulaşması için etkili adımların neler olacağı günümüz aydınlarının tartışma konusudur. Hal böyle iken tartışmaları nihayete erdirmek, yapılan ve yapılacak reformların meyvesini görebilmek için çabalayacağımız alanların, atacağımız adımların neler olduğunu hasbihal ederken elimizde doğru verilerin varlığını da sağlamamız gerekmektedir. Doğru bilgilere ulaştığımız sürece yorumlarımız bizleri doğru neticelere ulaştırır.
Bu bağlamda araştırılması gereken farklı disiplinlerle ortaklaşa yapılacak çalışmalar sonucu, eğitimin hangi işlevinin yerine getirilmesini istiyorsak bu uğurda bilgi toplamak; toplanan bilgiler sonucu doğru yöntemleri uygulamaya sürmektir.
Eğitim sisteminde yapılacak değişimlerin geniş perspektifte tartışılmasıyla uygulamaya konulacağının yanında hemen gerçekleşemediği de açıktır. Burada öğretmenlere düşen ise yapılandırmacı yaklaşım adı altında yürürlükte olan programın uygulanması esnasında, yapılandırmacılığa yaraşır faaliyetleri işlerliğe sunmaktır. Aslında bu noktada özgün ders nasıl işlenir sorusunu sormak eğitimcilerin boynunun borcudur demek doğru olacak.
Eğitimcilerin ders içi etkinliklerinin nasıl olacağı konusunda dünyada farklı örnekler mevcuttur. Bu örneklerden yola çıkarak öğrencilerin, eğitimin görevini icra edecek edimleri kazanmaları konusunda, kültürümüze entegre yöntemlerin neler olacağı düşünülebilir. Öğretmenler toplumumuzun kültürünü düşünerek bu yöntemleri yeniden işleyebilirler.
Tüm bunlarla birlikte aynı bölgedeki birçok okulun öğrenci profilinin de aynı olamayacağı/ olmadığı tecrübe edilir. Eğitimciler öğrencilerin yaşadıkları bölgeye, aile içinde edindikleri tecrübelere bakarak daha kolay öğrenmelerini sağlayacak, eğitimin işlerliğini arttıracak yöntemleri uygulayabilirler.
Mikro ölçekte baktığımızda, aynı sınıf içinde birbirinden farklı sosyokültürel tecrübelere sahip öğrencilerin bulunması mümkündür. Bu durumda birbirlerinden farklı edimleri tecrübe etmiş öğrencilerin, birbirlerinden de öğrenebileceklerini düşünüp; etkinlik içi yapılacak faaliyetlerde, öğrenci eşleştirmelerinde bu faktörü de göz önünde bulundurmak eftaldir.  

8 Nisan 2015 Çarşamba

Eğitim'de Güven Ortamı


Okul öncesi dönemden fakülte sıralarına kadar her gün şahit olabileceğimiz bir başarısızlık nedeniyle iç içeyiz: eğitimde güvenli ortam. Uzmanlar eğitimde başarıya götüren yolun ne/neler olduğunu sorgularken çoğu kez bu neden göz ardı ediliyor.  Ancak öğrenme ile güven arasındaki ilişkiyi gözardı etmek yanlış olacaktır.
Uygulama yöntemi kullanılarak verilen eğitimin daha etkili olduğu noktasında hemfikir olduğumuzu düşündüğümüzde öğrencinin aktifliğinin artması olasıdır. Ancak böyle bir eğitim ortamı 2005'ten itibaren uygulanmaya çalışılsa da tam anlamıyla icra edildiğini söylemek zordur.
Okul çevresi, öğrenci özellikleri, aile faktörü ve diğer tüm parametrelerin eşit olduğunu düşündüğümüzde sadece öğretmenin öğrenci uygulamaları karşısında verdiği tepki hatta beden dili bile öğrencinin daha sonraki çalışmalarını ve ilerleyeceği noktaları etkileyeceği kesindir. Bu nedenle eğitimcilerin güven ortamını sağlaması şarttır.
Bu noktada devreye koşulsuz kabul, kişiyi değil davranışı eleştirme, yargılama değil hatayı tespit etmede rehberlik etme önem arz eder. Her ne kadar bu konuda sayısız yazılı makale, kitap yayınlanmış olsa da eğitimcilerin bazılarının bu hatalara halen düştüğü görülmektedir. Önemli olan ise ne yapmak gerektiğini bilmek, bildiğini uygulayabilmektir.
Eğitim fakültelerinde verilen eğitim psikolojisi dersinin arkasına sığınmak kendini geliştirmeye çalışmayan zihinlerin hatasıdır. Bilgi evrilir ve yeniden bilmeye ihtiyaç vardır. Hakeza ailelerin ev ortamında eğitime katkıda bulunabilmeleri olanağını değerlendirmek yerine çocuklarını yargılamaları bu güven ortamını zedeleyen faktördür.
Çocukla, gençle iletişimde olan herkesin bilgisini her gün arttırmaya ve doğru bilgi dahilinde davranmaya ihtiyaç vardır. Eğitimcilerin uzmanlık alanları ne olursa olsun psikoloji alanında kendilerini geliştirmeleri gereklidir. Hal dili ile sözleri ile öğrencilerin hatalarını düzeltirken onları çalıştıkları ölçüde yüreklendirmeli ve içlerindeki çalışma hevesini canlandırabilmelilerdir. Böylece öğrenci isteksizliği konusunda neler yapabilirizi düşünürken el avuçlamayız.

1 Şubat 2015 Pazar

TABLET YAZILARI-3 / TABLETLER VE OYUN

Sanal oyunların fonksiyonları, görselliği arttıkça etkisinin arttığı da bir gerçek. Hal böyle olunca tabletler sadece çalışmak için değil oyun amaçlı da kullanılmaktadır. Yetişkinlerde bile...
Günümüzde tablet oyunları çocuk-aile arasında tartışmaların kıvılcımlarından biri sayılabilir. Bildiğimiz üzere tabletler -sadece tabletler değil, bilgisayarlar akıllı telefonlar- oyun amaçlı oynanıp ne sürede kullanıldığı takip edilemeyebilir. Birçok anne tabletleri çocuğun elinden almak ya da bu konuda sınırlama getirmek gerçekten bir tartışma başlattığını ifade etmektedir. Tabletler bu kadar zararlı mı? Tabletlerin kullanım ölçüsü ne olmalı? Oyun hiç oynanmamalı mı? Sınırlar nasıl koyulmalı? gibi sorulara çözüm bulmak çoğu zaman zorlaşıyor.
Öncelikle tabletlerin tamamen zararlı olmadığı, tüm oyunların oynanmaması gerektiği düşüncesini kafamızdan silelim. Bıçakla insan da yaralanabilir, ekmek de kesilebilir; mantığı ile tabletlerin doğru kullanıldığında yararları da vardır. Sınır hiç kullanılmaması, hiç oyun oynanmaması değildir. Aksine tabletlerin kullanıldığı ve verim alındığı da mevcuttur.
Tabletlerin, bilgisayarların kullanımında bağımlılık yaratıp yaratmadığı bu konuda sorulması gereken soruların başında gelir. Çocuk tablete giremediğinde kendini huzursuz hissediyor mu? Günde kaç saat ekran başında? gibi sorular ara ara sorularak çocuğun tabletlerle ilişkisi kontrol altında tutulmalıdır. Ortalama günde 1 ya da 2 saat tablet, bilgisayar vb. karşısında harcanması yeterlidir. Bu süreyi aşan çocuklar için kademeli olarak (her gün biraz daha süreyi kısaltarak) uygun miktar girilmesine izin verilebilir. Örneğin günde 3 saat giren bir çocuğun yarın 2,5 daha sonra 2 saat girmesine izin verilmesi suretiyle kademeli olarak azaltılması yoluna gidilebilir.
Bir diğer dikkat edilecek husus tabletleri, telefonları, çocuğun oynadığı ya da oyunla özdeşleştirdiği aletleri (yalnızca annesinin telefonundan oynayan çocuk için annenin telefonu) gün içinde çocuk için görülebilecek yerde bırakmamak hatırlamamasını sağlar ve oyun oynama isteğini kamçılamaz. Unutulmamalıdır ki birçok oyunun sadece fiziksel değil, ruhsal sağlığı da etkilediği gerçektir. Çocuk günümüzde bu gibi oyunlara ehemmiyet veriyor, geleneksel dediğimiz oyunlar ilgisini çekmiyorsa aksiyona karşı bir tabi olma durumu söz konusudur. Aileler birlikte oyun oynayarak çocuğa diğer oyunların zevkli olduğunu da hissettirebilmelidir. Tablet başında geçen süre arttıkça dokunarak, hissederek, insanlarla etkileşimde bulunarak oynayacağı oyunlarda azalacaktır. Tabletleri çocuğun elinden almaya çalışarak sonuca ulaşmak oldukça zordur. Siz tabletle geçirdiği zamanın yerini dolduracak aktiviteler üretmedikçe çocuklar tabletlere bağımlı olacaklardır.
Elbette çocuklarla her an oyun oynamak özellikle çalışan anneler için oldukça zordur. Ancak planlı ve uyanık olmak zorundayız. Masaya oturup bir yandan havuç soymak gibi bir işle meşgulken çocuğun boya yapması, boyarken zorlandığı yerde ben yardım edebilirim ama en çok boyayan kazanacak demek, kitaptaki resimlerin neler olduğunu özelliklerini anlatmak yemek yaparken bile %100 olmasa da kısmen çocuğa odaklanmak mecburi işlerinizi yaparken onunla oyun oynamak olarak nitelendirilebilir.
Diğer önemli nokta tabletlerin kontrolü çocuğa verildiğinde dahi nereye girdiğine dikkat edilmeli, gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır.
Şahsım adına önem verdiğim bir husus ise hangi oyunları yüklediğinizle ilgilidir. Eğer tabletleri, sanal dünyayı seven çocuğunuz varsa (bu oran epey fazladır diye düşünüyorum.) uygulamaları araştırmanız gerekmektedir. Dil öğreten, matematiği ya da tarihi tekrar ettiren uygulamalar mevcuttur. (Umarım ilerleyen zamanlarda bu uygulamalar daha da iyiye evrilir ve profesyonelleştirilir.) Çocuğunuzun yaşına ilgi alanlarına göre buna benzer uygulamaları oynamasını böylece oyun oynarken dahi öğreniyor olmasını sağlayabilirsiniz.