Sayfalar
8 Nisan 2015 Çarşamba
Eğitim'de Güven Ortamı
Okul öncesi dönemden fakülte sıralarına kadar her gün şahit olabileceğimiz bir başarısızlık nedeniyle iç içeyiz: eğitimde güvenli ortam. Uzmanlar eğitimde başarıya götüren yolun ne/neler olduğunu sorgularken çoğu kez bu neden göz ardı ediliyor. Ancak öğrenme ile güven arasındaki ilişkiyi gözardı etmek yanlış olacaktır.
Uygulama yöntemi kullanılarak verilen eğitimin daha etkili olduğu noktasında hemfikir olduğumuzu düşündüğümüzde öğrencinin aktifliğinin artması olasıdır. Ancak böyle bir eğitim ortamı 2005'ten itibaren uygulanmaya çalışılsa da tam anlamıyla icra edildiğini söylemek zordur.
Okul çevresi, öğrenci özellikleri, aile faktörü ve diğer tüm parametrelerin eşit olduğunu düşündüğümüzde sadece öğretmenin öğrenci uygulamaları karşısında verdiği tepki hatta beden dili bile öğrencinin daha sonraki çalışmalarını ve ilerleyeceği noktaları etkileyeceği kesindir. Bu nedenle eğitimcilerin güven ortamını sağlaması şarttır.
Bu noktada devreye koşulsuz kabul, kişiyi değil davranışı eleştirme, yargılama değil hatayı tespit etmede rehberlik etme önem arz eder. Her ne kadar bu konuda sayısız yazılı makale, kitap yayınlanmış olsa da eğitimcilerin bazılarının bu hatalara halen düştüğü görülmektedir. Önemli olan ise ne yapmak gerektiğini bilmek, bildiğini uygulayabilmektir.
Eğitim fakültelerinde verilen eğitim psikolojisi dersinin arkasına sığınmak kendini geliştirmeye çalışmayan zihinlerin hatasıdır. Bilgi evrilir ve yeniden bilmeye ihtiyaç vardır. Hakeza ailelerin ev ortamında eğitime katkıda bulunabilmeleri olanağını değerlendirmek yerine çocuklarını yargılamaları bu güven ortamını zedeleyen faktördür.
Çocukla, gençle iletişimde olan herkesin bilgisini her gün arttırmaya ve doğru bilgi dahilinde davranmaya ihtiyaç vardır. Eğitimcilerin uzmanlık alanları ne olursa olsun psikoloji alanında kendilerini geliştirmeleri gereklidir. Hal dili ile sözleri ile öğrencilerin hatalarını düzeltirken onları çalıştıkları ölçüde yüreklendirmeli ve içlerindeki çalışma hevesini canlandırabilmelilerdir. Böylece öğrenci isteksizliği konusunda neler yapabilirizi düşünürken el avuçlamayız.
18 Şubat 2015 Çarşamba
Suça eğilimli olmayan nesiller yetiştirmek
Son günlerde yaşadıklarımızın etkisiyle sorguladığımız bir mesele: kadın erkek eşitliği. Hakkında çok şey yazılıp çizilip ve hala devam ediyor. Gerekten kadın erkek eşit olmalı mı? Bunu çocuklara nasıl empoze edebiliriz diye düşünmek bir yana sorunun daha derin kaynağı olduğuna inanıyorum.
Suç işleyen kişilerin ya da yakınlarının ifadelerine bakın normale aykırı bir durumla mutlaka karşılaşırız. Yaşadığımız, izlemlediğimiz olaylarda zanlıların ebeveynlerinin "ben böyle bir çocuk yetiştirmedim ama babası beni de çocuklarını da dökerdi." ya da "eşim alkolikti, çocuklarıyla ilgilenmezdi", "eşimin ölümünden sonra çocuklarla ilgilenemedim" gibi ibarelerini görüp okuyoruz.
Buradan çıkartacağımız sonuç, çocukların eğitiminde ailenin, rol modellerinin ne kadar önemli olduğu, eşlerden birinin dahi rol modeli olmada eksikliğinin istenilmeyen durum olması, en önemlisi ne yazık ki aydın dediğimiz kesimde bile destekçi bulan çocuk eğitiminde annenin yeterli olduğu görüşünün yanlış olduğudur. Boşanmış ya da eşini kaybetmiş eşler çocuklarına doğru model olacak birini bulabilirler. Bu bir dayı ya da ağabey olabilir.
Önemli olan doğru örnek olmak ve sevgiyi yaşamak/yaşatmaktır. Sadece doğrulara itilen çocuk da mutlu olmayacağı için yanlışlara kayabilir. Önemli olan çocuğun sevildiğini hissetmesi ve sevebildiğini ifade edebiliyor olmasıdır. Bu ancak sevginin yorumlandığı, sembolleştiği, ifade edildiği, paylaşıldığı kısaca yaşandığı ailelerde gerçekleşir.
Suça eğilimi azaltmak için çocukların cinsiyet algısında eşitliği sağlamaya çalışmak önem taşıyor. Ancak her şeyin doğrusunu yapmaya çalışırken aşırıya kaçıp yanlış yapmamız olası değil midir?
Cinsiyet kavramını algılamaya çalıştıkları dönemde çocukların kafalarını karıştırmak çok da doğru değil. Karşı cinse şöyle yap böyle davran demektense arkadaşlarına karşı kendini ifade eden, paylaşımcı, empatik olmasını sağlayan davranışları pekiştirmek yerinde olacaktır.
Cinsiyet algısında dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise ergenlik dönemidir. Bu yaşlarda soyut kavramları algılayabilecek olan gençlere kadın ve erkeğin hakları konusunda eşitlikçi bakış açısı ve nedenleri anlatılabilir. Kadın ve erkeğin yaratılış itibariyle farklı özelliklerde daha üstün yeteneğe sahip olduğu bunun bir cinsi diğerine üstün kılmak için değil birbirleriyle organize çalışabilmeleri için var olduğunu/ yaratıldığını, bize düşen bu konuda denk olduğumuzu bilmek ve herhangi bir insanın hakkına gasp edilmemesi, edilirse haklının hakkını aramamız gerektiği düşüncelerini savunmak ve vurgulamak gerekir.
Son olarak tüm bu çabalara rağmen yanlışlarda olacaktır. İşte o zaman suça karışmamış olsa dahi şiddet gören, uyuşturucu kullanan kişilerin rehabilitasyonlara dahil olmasını, insanların insanca şartlarda iyiye evrilmeye çalışılarak yaşadığı bir dünya düzeni oluşturulması temennimdir.
Suç işleyen kişilerin ya da yakınlarının ifadelerine bakın normale aykırı bir durumla mutlaka karşılaşırız. Yaşadığımız, izlemlediğimiz olaylarda zanlıların ebeveynlerinin "ben böyle bir çocuk yetiştirmedim ama babası beni de çocuklarını da dökerdi." ya da "eşim alkolikti, çocuklarıyla ilgilenmezdi", "eşimin ölümünden sonra çocuklarla ilgilenemedim" gibi ibarelerini görüp okuyoruz.
Buradan çıkartacağımız sonuç, çocukların eğitiminde ailenin, rol modellerinin ne kadar önemli olduğu, eşlerden birinin dahi rol modeli olmada eksikliğinin istenilmeyen durum olması, en önemlisi ne yazık ki aydın dediğimiz kesimde bile destekçi bulan çocuk eğitiminde annenin yeterli olduğu görüşünün yanlış olduğudur. Boşanmış ya da eşini kaybetmiş eşler çocuklarına doğru model olacak birini bulabilirler. Bu bir dayı ya da ağabey olabilir.
Önemli olan doğru örnek olmak ve sevgiyi yaşamak/yaşatmaktır. Sadece doğrulara itilen çocuk da mutlu olmayacağı için yanlışlara kayabilir. Önemli olan çocuğun sevildiğini hissetmesi ve sevebildiğini ifade edebiliyor olmasıdır. Bu ancak sevginin yorumlandığı, sembolleştiği, ifade edildiği, paylaşıldığı kısaca yaşandığı ailelerde gerçekleşir.
Suça eğilimi azaltmak için çocukların cinsiyet algısında eşitliği sağlamaya çalışmak önem taşıyor. Ancak her şeyin doğrusunu yapmaya çalışırken aşırıya kaçıp yanlış yapmamız olası değil midir?
Cinsiyet kavramını algılamaya çalıştıkları dönemde çocukların kafalarını karıştırmak çok da doğru değil. Karşı cinse şöyle yap böyle davran demektense arkadaşlarına karşı kendini ifade eden, paylaşımcı, empatik olmasını sağlayan davranışları pekiştirmek yerinde olacaktır.
Cinsiyet algısında dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise ergenlik dönemidir. Bu yaşlarda soyut kavramları algılayabilecek olan gençlere kadın ve erkeğin hakları konusunda eşitlikçi bakış açısı ve nedenleri anlatılabilir. Kadın ve erkeğin yaratılış itibariyle farklı özelliklerde daha üstün yeteneğe sahip olduğu bunun bir cinsi diğerine üstün kılmak için değil birbirleriyle organize çalışabilmeleri için var olduğunu/ yaratıldığını, bize düşen bu konuda denk olduğumuzu bilmek ve herhangi bir insanın hakkına gasp edilmemesi, edilirse haklının hakkını aramamız gerektiği düşüncelerini savunmak ve vurgulamak gerekir.
Son olarak tüm bu çabalara rağmen yanlışlarda olacaktır. İşte o zaman suça karışmamış olsa dahi şiddet gören, uyuşturucu kullanan kişilerin rehabilitasyonlara dahil olmasını, insanların insanca şartlarda iyiye evrilmeye çalışılarak yaşadığı bir dünya düzeni oluşturulması temennimdir.
15 Şubat 2015 Pazar
Narsisizm & Özseverlik
Bencil duygular, çıkarı doğrultusunda hareket etmeler arttıkça toplumdaki her birey daha fazla kendini savunmanın yolunu düşünmeye başlıyor. Bu noktada aklımıza gelen soru şu: "Benciller de çocuktu, çocuk olduklarında bencil değildiler, ne değişti?"
Dilerseniz bu sorunun cevabını sona bırakıp narsisizm bahsedelim. Narsisistik ruh hali büyüklük ruh hali olarak da tanımlanır. Başkalarını anlayamama, davranışlarda görülen büyüklenme, beğenilme ihtiyacı, kendini özel ve önemli görme, empati yapamama gibi durumlarla bu ruh hali kendini açık eder. Narsistler kibirlidir, saygı göstermekten ziyade saygı beklerler. Gerçek sorunları sevememektir. Başkalarına karşı sevgi göstermez ancak saygı ve itibar beklerler. Bilinçaltında kendilerini değersiz ve eksik hissederler, bunu kapatabilmek için de kusursuz olma çabası içindedirler.
Ne yazık ki, dünya üzerinde değişen değerlerle ve yaşam tarzıyla birlikte bencilleşen bireylerin arttığını da söylemek mümkündür. Peki henüz bencilleşmeden, narsist olmadan, narsisistik ruh haline yaklaşmadan neler yapılabilir?
Çocukları henüz çocukluklarının ilk yıllarından itibaren onları, paylaşmayı öğrenecekleri şekilde yetiştirmek önemlidir. Paylaşımcı çocuklar için ortak alanlar oluşturmak ve bu alanlarda nasıl davranacaklarına yönelik rehberlik yapmak önemlidir. Bu okul öncesi dönemde ortak kullanılan yemek masası, oyun alanlarında birbirlerinin haklarını ihlal etmeme konusunda vicdan sahibi birey yapmakla başlayabilir. Bu gibi durumlar için kolaylaştırıcı olması açısından kuralların belirlenmesi ve bu kurallara uyulması konusunda tembihler uygulanırken dünya üzerindeki kimi çalışmalar sadece kuralların yeterli olmadığını gösterdi. Bu noktada ikili ya da çoklu iletişim önemlidir.
Eskiden tek odada yemek yenir, ders çalışılır, televizyon seyredilir, masallar anlatılırdı. Bu bireylerde paylaşma kültürünü arttırırdı. Şimdi aile içinde bireylerin bireysel çalışmalar, alanların genişlemesi, teknoloji bu ortak yaşam alanlarında geçirilen zamanı azaltıyor. Her ne kadar bireysel çalışmalar/işler için bireysel zamanlar ayrılsa da aile içinde ortak kullanım alanları olmalıdır.
Ayrıca bu gibi çocukların yetişmemesi için alınacak önlemlerden biri çocuğun yaşı ve anlayabilme kapasitesi doğrultusunda ona empati yeteneği kazandırabilmektir.
Narsist ya da bencil neslin yetişmemesi adına ortak alan, ortak vakit, ortak ürün kullanımı artmalıdır. (Bu elbette çocuklarda bireysellik duygusunu köreltmeden, onların kendilerine ait olması gereken çemberleri olması gerektiğini hissetmesine mani olmadan gerçekleşmelidir.) Bu kimi ailelerde ayrı/özel alan olarak tasarlanması gereken durumlarda dahi birleştirilmiş durumları yaratmak olarak algılanmamalıdır. İki çocuğunuza ayrı kütüphane oluşturmaktansa birlikte tasarlayıp kullandıkları bir kütüphane oluşturulabilir. Ancak onların ilgi alanları, yaşları, kişisel özellikleri dikkate alınarak ayrı kitaplar alınabilir. bırakın hangi kitabı nereye koyacaklarına onlar karar versin, konuşup anlaşıp paylaşsın...
Kaynakça:
"Oyun oynama hakkı", Eğitimpedia (http://www.egitimpedia.com/egitim-2/oyun-oynama-hakki)
KIRPINAR, İSMET. (2009, Ekim) "NARSİST KİŞİ-NARSİSİZMİN KÜLTÜRÜ." Türkyurdu dergisi, Sayı:266, Sayfa: 26-31
Tarhan, N. (2008) Psikolojik Savaş, Timaş yayınları, İstanbul
Dilerseniz bu sorunun cevabını sona bırakıp narsisizm bahsedelim. Narsisistik ruh hali büyüklük ruh hali olarak da tanımlanır. Başkalarını anlayamama, davranışlarda görülen büyüklenme, beğenilme ihtiyacı, kendini özel ve önemli görme, empati yapamama gibi durumlarla bu ruh hali kendini açık eder. Narsistler kibirlidir, saygı göstermekten ziyade saygı beklerler. Gerçek sorunları sevememektir. Başkalarına karşı sevgi göstermez ancak saygı ve itibar beklerler. Bilinçaltında kendilerini değersiz ve eksik hissederler, bunu kapatabilmek için de kusursuz olma çabası içindedirler.
Ne yazık ki, dünya üzerinde değişen değerlerle ve yaşam tarzıyla birlikte bencilleşen bireylerin arttığını da söylemek mümkündür. Peki henüz bencilleşmeden, narsist olmadan, narsisistik ruh haline yaklaşmadan neler yapılabilir?
Çocukları henüz çocukluklarının ilk yıllarından itibaren onları, paylaşmayı öğrenecekleri şekilde yetiştirmek önemlidir. Paylaşımcı çocuklar için ortak alanlar oluşturmak ve bu alanlarda nasıl davranacaklarına yönelik rehberlik yapmak önemlidir. Bu okul öncesi dönemde ortak kullanılan yemek masası, oyun alanlarında birbirlerinin haklarını ihlal etmeme konusunda vicdan sahibi birey yapmakla başlayabilir. Bu gibi durumlar için kolaylaştırıcı olması açısından kuralların belirlenmesi ve bu kurallara uyulması konusunda tembihler uygulanırken dünya üzerindeki kimi çalışmalar sadece kuralların yeterli olmadığını gösterdi. Bu noktada ikili ya da çoklu iletişim önemlidir.
Eskiden tek odada yemek yenir, ders çalışılır, televizyon seyredilir, masallar anlatılırdı. Bu bireylerde paylaşma kültürünü arttırırdı. Şimdi aile içinde bireylerin bireysel çalışmalar, alanların genişlemesi, teknoloji bu ortak yaşam alanlarında geçirilen zamanı azaltıyor. Her ne kadar bireysel çalışmalar/işler için bireysel zamanlar ayrılsa da aile içinde ortak kullanım alanları olmalıdır.
Ayrıca bu gibi çocukların yetişmemesi için alınacak önlemlerden biri çocuğun yaşı ve anlayabilme kapasitesi doğrultusunda ona empati yeteneği kazandırabilmektir.
Narsist ya da bencil neslin yetişmemesi adına ortak alan, ortak vakit, ortak ürün kullanımı artmalıdır. (Bu elbette çocuklarda bireysellik duygusunu köreltmeden, onların kendilerine ait olması gereken çemberleri olması gerektiğini hissetmesine mani olmadan gerçekleşmelidir.) Bu kimi ailelerde ayrı/özel alan olarak tasarlanması gereken durumlarda dahi birleştirilmiş durumları yaratmak olarak algılanmamalıdır. İki çocuğunuza ayrı kütüphane oluşturmaktansa birlikte tasarlayıp kullandıkları bir kütüphane oluşturulabilir. Ancak onların ilgi alanları, yaşları, kişisel özellikleri dikkate alınarak ayrı kitaplar alınabilir. bırakın hangi kitabı nereye koyacaklarına onlar karar versin, konuşup anlaşıp paylaşsın...
Kaynakça:
"Oyun oynama hakkı", Eğitimpedia (http://www.egitimpedia.com/egitim-2/oyun-oynama-hakki)
KIRPINAR, İSMET. (2009, Ekim) "NARSİST KİŞİ-NARSİSİZMİN KÜLTÜRÜ." Türkyurdu dergisi, Sayı:266, Sayfa: 26-31
Tarhan, N. (2008) Psikolojik Savaş, Timaş yayınları, İstanbul
1 Şubat 2015 Pazar
TABLET YAZILARI-3 / TABLETLER VE OYUN
Sanal oyunların fonksiyonları, görselliği arttıkça etkisinin arttığı da bir gerçek. Hal böyle olunca tabletler sadece çalışmak için değil oyun amaçlı da kullanılmaktadır. Yetişkinlerde bile...
Günümüzde tablet oyunları çocuk-aile arasında tartışmaların kıvılcımlarından biri sayılabilir. Bildiğimiz üzere tabletler -sadece tabletler değil, bilgisayarlar akıllı telefonlar- oyun amaçlı oynanıp ne sürede kullanıldığı takip edilemeyebilir. Birçok anne tabletleri çocuğun elinden almak ya da bu konuda sınırlama getirmek gerçekten bir tartışma başlattığını ifade etmektedir. Tabletler bu kadar zararlı mı? Tabletlerin kullanım ölçüsü ne olmalı? Oyun hiç oynanmamalı mı? Sınırlar nasıl koyulmalı? gibi sorulara çözüm bulmak çoğu zaman zorlaşıyor.
Öncelikle tabletlerin tamamen zararlı olmadığı, tüm oyunların oynanmaması gerektiği düşüncesini kafamızdan silelim. Bıçakla insan da yaralanabilir, ekmek de kesilebilir; mantığı ile tabletlerin doğru kullanıldığında yararları da vardır. Sınır hiç kullanılmaması, hiç oyun oynanmaması değildir. Aksine tabletlerin kullanıldığı ve verim alındığı da mevcuttur.
Tabletlerin, bilgisayarların kullanımında bağımlılık yaratıp yaratmadığı bu konuda sorulması gereken soruların başında gelir. Çocuk tablete giremediğinde kendini huzursuz hissediyor mu? Günde kaç saat ekran başında? gibi sorular ara ara sorularak çocuğun tabletlerle ilişkisi kontrol altında tutulmalıdır. Ortalama günde 1 ya da 2 saat tablet, bilgisayar vb. karşısında harcanması yeterlidir. Bu süreyi aşan çocuklar için kademeli olarak (her gün biraz daha süreyi kısaltarak) uygun miktar girilmesine izin verilebilir. Örneğin günde 3 saat giren bir çocuğun yarın 2,5 daha sonra 2 saat girmesine izin verilmesi suretiyle kademeli olarak azaltılması yoluna gidilebilir.
Bir diğer dikkat edilecek husus tabletleri, telefonları, çocuğun oynadığı ya da oyunla özdeşleştirdiği aletleri (yalnızca annesinin telefonundan oynayan çocuk için annenin telefonu) gün içinde çocuk için görülebilecek yerde bırakmamak hatırlamamasını sağlar ve oyun oynama isteğini kamçılamaz. Unutulmamalıdır ki birçok oyunun sadece fiziksel değil, ruhsal sağlığı da etkilediği gerçektir. Çocuk günümüzde bu gibi oyunlara ehemmiyet veriyor, geleneksel dediğimiz oyunlar ilgisini çekmiyorsa aksiyona karşı bir tabi olma durumu söz konusudur. Aileler birlikte oyun oynayarak çocuğa diğer oyunların zevkli olduğunu da hissettirebilmelidir. Tablet başında geçen süre arttıkça dokunarak, hissederek, insanlarla etkileşimde bulunarak oynayacağı oyunlarda azalacaktır. Tabletleri çocuğun elinden almaya çalışarak sonuca ulaşmak oldukça zordur. Siz tabletle geçirdiği zamanın yerini dolduracak aktiviteler üretmedikçe çocuklar tabletlere bağımlı olacaklardır.
Elbette çocuklarla her an oyun oynamak özellikle çalışan anneler için oldukça zordur. Ancak planlı ve uyanık olmak zorundayız. Masaya oturup bir yandan havuç soymak gibi bir işle meşgulken çocuğun boya yapması, boyarken zorlandığı yerde ben yardım edebilirim ama en çok boyayan kazanacak demek, kitaptaki resimlerin neler olduğunu özelliklerini anlatmak yemek yaparken bile %100 olmasa da kısmen çocuğa odaklanmak mecburi işlerinizi yaparken onunla oyun oynamak olarak nitelendirilebilir.
Diğer önemli nokta tabletlerin kontrolü çocuğa verildiğinde dahi nereye girdiğine dikkat edilmeli, gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır.
Şahsım adına önem verdiğim bir husus ise hangi oyunları yüklediğinizle ilgilidir. Eğer tabletleri, sanal dünyayı seven çocuğunuz varsa (bu oran epey fazladır diye düşünüyorum.) uygulamaları araştırmanız gerekmektedir. Dil öğreten, matematiği ya da tarihi tekrar ettiren uygulamalar mevcuttur. (Umarım ilerleyen zamanlarda bu uygulamalar daha da iyiye evrilir ve profesyonelleştirilir.) Çocuğunuzun yaşına ilgi alanlarına göre buna benzer uygulamaları oynamasını böylece oyun oynarken dahi öğreniyor olmasını sağlayabilirsiniz.
Günümüzde tablet oyunları çocuk-aile arasında tartışmaların kıvılcımlarından biri sayılabilir. Bildiğimiz üzere tabletler -sadece tabletler değil, bilgisayarlar akıllı telefonlar- oyun amaçlı oynanıp ne sürede kullanıldığı takip edilemeyebilir. Birçok anne tabletleri çocuğun elinden almak ya da bu konuda sınırlama getirmek gerçekten bir tartışma başlattığını ifade etmektedir. Tabletler bu kadar zararlı mı? Tabletlerin kullanım ölçüsü ne olmalı? Oyun hiç oynanmamalı mı? Sınırlar nasıl koyulmalı? gibi sorulara çözüm bulmak çoğu zaman zorlaşıyor.
Öncelikle tabletlerin tamamen zararlı olmadığı, tüm oyunların oynanmaması gerektiği düşüncesini kafamızdan silelim. Bıçakla insan da yaralanabilir, ekmek de kesilebilir; mantığı ile tabletlerin doğru kullanıldığında yararları da vardır. Sınır hiç kullanılmaması, hiç oyun oynanmaması değildir. Aksine tabletlerin kullanıldığı ve verim alındığı da mevcuttur.
Tabletlerin, bilgisayarların kullanımında bağımlılık yaratıp yaratmadığı bu konuda sorulması gereken soruların başında gelir. Çocuk tablete giremediğinde kendini huzursuz hissediyor mu? Günde kaç saat ekran başında? gibi sorular ara ara sorularak çocuğun tabletlerle ilişkisi kontrol altında tutulmalıdır. Ortalama günde 1 ya da 2 saat tablet, bilgisayar vb. karşısında harcanması yeterlidir. Bu süreyi aşan çocuklar için kademeli olarak (her gün biraz daha süreyi kısaltarak) uygun miktar girilmesine izin verilebilir. Örneğin günde 3 saat giren bir çocuğun yarın 2,5 daha sonra 2 saat girmesine izin verilmesi suretiyle kademeli olarak azaltılması yoluna gidilebilir.
Bir diğer dikkat edilecek husus tabletleri, telefonları, çocuğun oynadığı ya da oyunla özdeşleştirdiği aletleri (yalnızca annesinin telefonundan oynayan çocuk için annenin telefonu) gün içinde çocuk için görülebilecek yerde bırakmamak hatırlamamasını sağlar ve oyun oynama isteğini kamçılamaz. Unutulmamalıdır ki birçok oyunun sadece fiziksel değil, ruhsal sağlığı da etkilediği gerçektir. Çocuk günümüzde bu gibi oyunlara ehemmiyet veriyor, geleneksel dediğimiz oyunlar ilgisini çekmiyorsa aksiyona karşı bir tabi olma durumu söz konusudur. Aileler birlikte oyun oynayarak çocuğa diğer oyunların zevkli olduğunu da hissettirebilmelidir. Tablet başında geçen süre arttıkça dokunarak, hissederek, insanlarla etkileşimde bulunarak oynayacağı oyunlarda azalacaktır. Tabletleri çocuğun elinden almaya çalışarak sonuca ulaşmak oldukça zordur. Siz tabletle geçirdiği zamanın yerini dolduracak aktiviteler üretmedikçe çocuklar tabletlere bağımlı olacaklardır.
Elbette çocuklarla her an oyun oynamak özellikle çalışan anneler için oldukça zordur. Ancak planlı ve uyanık olmak zorundayız. Masaya oturup bir yandan havuç soymak gibi bir işle meşgulken çocuğun boya yapması, boyarken zorlandığı yerde ben yardım edebilirim ama en çok boyayan kazanacak demek, kitaptaki resimlerin neler olduğunu özelliklerini anlatmak yemek yaparken bile %100 olmasa da kısmen çocuğa odaklanmak mecburi işlerinizi yaparken onunla oyun oynamak olarak nitelendirilebilir.
Diğer önemli nokta tabletlerin kontrolü çocuğa verildiğinde dahi nereye girdiğine dikkat edilmeli, gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır.
Şahsım adına önem verdiğim bir husus ise hangi oyunları yüklediğinizle ilgilidir. Eğer tabletleri, sanal dünyayı seven çocuğunuz varsa (bu oran epey fazladır diye düşünüyorum.) uygulamaları araştırmanız gerekmektedir. Dil öğreten, matematiği ya da tarihi tekrar ettiren uygulamalar mevcuttur. (Umarım ilerleyen zamanlarda bu uygulamalar daha da iyiye evrilir ve profesyonelleştirilir.) Çocuğunuzun yaşına ilgi alanlarına göre buna benzer uygulamaları oynamasını böylece oyun oynarken dahi öğreniyor olmasını sağlayabilirsiniz.
16 Ocak 2015 Cuma
TABLET YAZISI - 2 / EL YAZISI & TABLET YAZISI
Tablet yazılarınıun ikincisi olan bu yazıda tablet kullanımı ile el yazısının tarihe karışması konusuna değineceğim. Bilgisayarların küçülmesi ve taşınabilirliği, tabletlerin yaygınlaşması not tutmada teknolojinin kullanımını yağunlaştırmaktadır. Peki teknolojinin eğitim hayatında defterlerin yerini tutması, fotoğraf çekerek bilgileri depolamak ve ekrana bakarak notları gözden geçirmek sanıldığı kadar faydalı bir kolaylık sağlıyor mu? Kalem kullanarak not almak zahmetine değecek kıymete sahip değil midir? Tüm bunları düşünürken bazı milyon taşı değerinde bilgilere sahip olmak önem taşır.
tablet kullanımı sanıldığı ya da halk arasında konuşulduğu gibi korku verecek bir olgu değildir. Nitekim tablet kullanımı sanal ortamda bilgi kaydedilmesi kağıt israfı ve ham madde kaynaklarını tüketme noktasında yardımcı olur. Bilgi paylaşımının ve kayıtlamanın kolaylığını sunar. Bir önceki yazımda bahsettiğim niteliklere sahip olunarak tablette yazı yazmanın zamanı nasıl ekonomikleştirdiğini gözler önüne serer.
Tablet kullanımının pozitif özellikleri mevcut ve kullanımı onaylanmış olsa dahi el yazısının tarihe geçme durumu tehlike çanlarının çaldığına işaret olabilir. El yazısı teknoloji ne kadar ilerlerse ya da teknoloji ne kadar hayatlarımıza dahil olsa da var olmalı ve fayda sağlamaya devam etmelidir. El yazısının faydaları tablet kullanımına oranla daha az enerji kaybı yaşanırı ekleyebiliriz. El yazısınıngöz ve parmak sağlığına tablete kıyasla daha az tecavüz ettiğini de ekleyebiliriz. Hatta el yazısı çocuklarda küçük kas gelişimine olumlu etkileri vardır da diyebiliriz. ancak en önemli faktör el yazısının el-göz-beyin koordinasyonunu hızlandırması ve bireye bu konuda zaman, yorum açılarından kazanç sağlamasıdır. El yazısı ya da kalem kağıtla çalışmak bireylerde düşündüklerini görsel ya da metin olarak (kişinin kendini ifade şekline göre değişiyor) ifade etmede bireye hız kazndırıyor.
El yazısının bir diğer etkili olduğu nokta, bilgiyi hafıza da tutumadır. Kopya hazırlarken daha çabuk akılda tuttuğunu gören, sınava hazırlanırken kopya çekmeyecek olsa bile kopya kağıtları hazırlayanların daha çabuk kodladığını tecrübe ediliyor. Ya da klasik olarak "Yazarak çalışalım daha kolay aklımızda kalır." söylemleri bildiğimiz bir gerçek. El yazısının aklında tutma / bilgiyi hafızaya alma noktasında ne kadar etkili olduğunu böylece pekiştirmiş oluyoruz.
El yazısının belki de en önemli olduğu nokta ise yaratıcılık ile ilişkilendiği noktadır. Araştırmalar gösteriyor ki el ile yazı yazarken ve klavye ile yazarken beyin işlevleri farklı çalışıyor ve farklı sonuç üretiyoruz. Yapılan araştırmalar beyin taramalarında fikir üretme ile yazı yazma arasında kuvvetli bağ olduğu görülmüştür. Tecrübe edersek farkına varırız kiğ bir yazı / makale yazarken elle yazıp bunu tabletlerde / bilgisayarda temiz çekmek daha rahat çalışmamıza iman vermektedir. Kişisel tecrübem ise blog yazılarımı önce el yazısıyla yazmaktır. Yine çalışmalarını sürdürdüğüm kitabımı yazarken el yazısı ile notlar alır, düzenler daha sonra çalışmalarımı kaydederim. Çocuklar incelediğinde onların bir metni elle yazdıklarında, klavye ile yazdıklarından daha fazla ve daha hızlı kelime ürettikleri görülmüştür.
Sonuç olarak her ne kadar tabletle çalışmanın bilgileri kaydetmenin yararları mevcut olsa da kullanmak icabet etmektedir. Eğitimciler sınıf içi uygulama ve etkinlerini planlarken bu bilgileri göz önünde tutarlarsa daha verimli çalışmalara imza atacaklardır.
Kaynak: http://www.egitimpedia.com/egitim-2/elle-yazi-yazmak-tarihe-karisirsa-ne-olur
tablet kullanımı sanıldığı ya da halk arasında konuşulduğu gibi korku verecek bir olgu değildir. Nitekim tablet kullanımı sanal ortamda bilgi kaydedilmesi kağıt israfı ve ham madde kaynaklarını tüketme noktasında yardımcı olur. Bilgi paylaşımının ve kayıtlamanın kolaylığını sunar. Bir önceki yazımda bahsettiğim niteliklere sahip olunarak tablette yazı yazmanın zamanı nasıl ekonomikleştirdiğini gözler önüne serer.
Tablet kullanımının pozitif özellikleri mevcut ve kullanımı onaylanmış olsa dahi el yazısının tarihe geçme durumu tehlike çanlarının çaldığına işaret olabilir. El yazısı teknoloji ne kadar ilerlerse ya da teknoloji ne kadar hayatlarımıza dahil olsa da var olmalı ve fayda sağlamaya devam etmelidir. El yazısının faydaları tablet kullanımına oranla daha az enerji kaybı yaşanırı ekleyebiliriz. El yazısınıngöz ve parmak sağlığına tablete kıyasla daha az tecavüz ettiğini de ekleyebiliriz. Hatta el yazısı çocuklarda küçük kas gelişimine olumlu etkileri vardır da diyebiliriz. ancak en önemli faktör el yazısının el-göz-beyin koordinasyonunu hızlandırması ve bireye bu konuda zaman, yorum açılarından kazanç sağlamasıdır. El yazısı ya da kalem kağıtla çalışmak bireylerde düşündüklerini görsel ya da metin olarak (kişinin kendini ifade şekline göre değişiyor) ifade etmede bireye hız kazndırıyor.
El yazısının bir diğer etkili olduğu nokta, bilgiyi hafıza da tutumadır. Kopya hazırlarken daha çabuk akılda tuttuğunu gören, sınava hazırlanırken kopya çekmeyecek olsa bile kopya kağıtları hazırlayanların daha çabuk kodladığını tecrübe ediliyor. Ya da klasik olarak "Yazarak çalışalım daha kolay aklımızda kalır." söylemleri bildiğimiz bir gerçek. El yazısının aklında tutma / bilgiyi hafızaya alma noktasında ne kadar etkili olduğunu böylece pekiştirmiş oluyoruz.
El yazısının belki de en önemli olduğu nokta ise yaratıcılık ile ilişkilendiği noktadır. Araştırmalar gösteriyor ki el ile yazı yazarken ve klavye ile yazarken beyin işlevleri farklı çalışıyor ve farklı sonuç üretiyoruz. Yapılan araştırmalar beyin taramalarında fikir üretme ile yazı yazma arasında kuvvetli bağ olduğu görülmüştür. Tecrübe edersek farkına varırız kiğ bir yazı / makale yazarken elle yazıp bunu tabletlerde / bilgisayarda temiz çekmek daha rahat çalışmamıza iman vermektedir. Kişisel tecrübem ise blog yazılarımı önce el yazısıyla yazmaktır. Yine çalışmalarını sürdürdüğüm kitabımı yazarken el yazısı ile notlar alır, düzenler daha sonra çalışmalarımı kaydederim. Çocuklar incelediğinde onların bir metni elle yazdıklarında, klavye ile yazdıklarından daha fazla ve daha hızlı kelime ürettikleri görülmüştür.
Sonuç olarak her ne kadar tabletle çalışmanın bilgileri kaydetmenin yararları mevcut olsa da kullanmak icabet etmektedir. Eğitimciler sınıf içi uygulama ve etkinlerini planlarken bu bilgileri göz önünde tutarlarsa daha verimli çalışmalara imza atacaklardır.
Kaynak: http://www.egitimpedia.com/egitim-2/elle-yazi-yazmak-tarihe-karisirsa-ne-olur
13 Ocak 2015 Salı
Tablet Yazıları -1 / TABLETLER EĞİTİMİN NERESİNDE
Fatih Projesiyle bilinen tabletle eğitimin zarar ve yararları tartışılmaya devam ederken aileler çocuklarını tablete boğmaya devam ediyor. Peki tablet kullanımı eğitimin neresindedir?
Eğitimde teknoloji kullanımı, son derece önemli ve hassasiyet gerektiren bir husustur. Ancak tecrübe etmişiz ki teknoloji kullanımının fayda sağlıyor olması için yöntemlerin iyiye evrilmesi şarttır. Bunlardan ilki eğitimin hızlı, yararlı, verim alınabilir olmasını sağlayan uygulamaların, yazılımların kullanıma sunulmuş olmasının gerekliliğidir. Eğer ki eğitim için gerekli çalışmaların sanal ortamda çalışılmasına imkan yoksa teknoloji zararlı olabilir. (sağlık, zaman vb. açılardan) Bu konuda eğitimciler, zümre öğretmenleri ve yazılımcıların işbirliği ile çalışmalarının gerçekleşmesi fayda sağlayacaktır. (Bu konuda iki alanda uzmanlık sağlamanın faydaları ve gerekliliği iyi anlaşılmalıdır.)
Bir diğer önemli nokta; tablet kullanımı kitap kullanımının ekran üzerindeki versiyonu olarak algılanmamasıdır. Milli Eğitimin okutulması için hazırladığı kitapların sanal versiyonları tabletle eğitimin işlevselliğini tam anlamıyla karşılayamaz.Burada dikkat edilmesi gereken, yazılacak uygulamaların eğitimin içeriğine uygun, yaratıcılık düzeyi yüksek çalışmalar olmasıdır. İç organları ve sistemleri anlatan bir ünitede, sistemlerin şeması üzerinde boş kutulara organların isimlerini yazmak tabletlerin aslında sadece şematik olarak var olduğunun ispatıdır. Bunun yerine sistemleri ve organların görevlerini anlatan videolar, bulmacalar, analojik videolar, sistemlerin yeniden inşasını gerçekleştiren yapboz sorular gibi kavramaya yönelik çalışmaların var olması eğitimin amacını daha mükemmele yakın şekilde gerçekleştirecektir.
Tabletle eğitim için var olması gereken üçüncü husus teknolojiyi kullanan eğitmenlerin donanımıdır. Akıllı tahta, tablet ve bilgisayarın kullanımını, öğrenci imkanları doğrultusunda ihtiyaca binaen ve etkili kullanabilen öğretmenlerin sayısı son yıllarda artıyor olsa bile yine de oldukça azdır. Tüm öğretmenlerin genel bir teknoloji eğitimiyle birlikte branş gözetilerek (her branş için ayrı ve branşın eğitimine yönelik) teknoloji eğitimi alması gerekmektedir. Her branş öğretmeni kendi dersinin içinde teknolojiyi nasıl kullanacağını, kendi dersi için kullanıma hazır uygulamaların neler olduğunu ve bu uygulamaların nasıl kullanılacağını bilmekle yükümlüdür.
Öğretmen belli bir süreçten sonra uygulama çokluğunda hangi uygulamaların daha faydalı ve gelişime açık olduğunu tespit etmek )uygulama çöplüğü oluşmadan eğer gerekli kurumlar bu konuda çaba sarf ederse! onları bilgilendirmesi açısından), tespit ettiği uygulamaların kullanılması konusunda yönlendirmede bulunmak noktalarında bilinçli olması gerekmektedir.
Tüm bu çalışmaların haricinde okul dışı zamanlarda çocuklara ulaşmak için sosyal medyayı kullanma, tablet üzerinden de olsa iletişim halinde olma (aynı zamanda istenildiğinde sosyal medyanın faydalı da olabileceğinin uygulamasını yapma), ödev ders notu gibi çalışmaları paylaşma, teknoloji ile iletişimsizleşen çocukları yine teknoloji ile ders paylaşımı noktasında buluşturma, okul dışı etkinlik düzenleme gibi uygulamalarla öğretici tablolar oluşturulabilir.
Teknolojinin, tabletlerin en kör kaldığı okullarımızda dahi elinden geleni yapan meslektaşlarımı kutlarken, teknolojiyi kullanma imkanı olan okullarımızda dikkat çeken, verimli sonuçlar doğuran, örnek olabilecek nitelikte çalışmalar yapılmasının çok da zor olmadığını hatırlatırım.
Eğitimde teknoloji kullanımı, son derece önemli ve hassasiyet gerektiren bir husustur. Ancak tecrübe etmişiz ki teknoloji kullanımının fayda sağlıyor olması için yöntemlerin iyiye evrilmesi şarttır. Bunlardan ilki eğitimin hızlı, yararlı, verim alınabilir olmasını sağlayan uygulamaların, yazılımların kullanıma sunulmuş olmasının gerekliliğidir. Eğer ki eğitim için gerekli çalışmaların sanal ortamda çalışılmasına imkan yoksa teknoloji zararlı olabilir. (sağlık, zaman vb. açılardan) Bu konuda eğitimciler, zümre öğretmenleri ve yazılımcıların işbirliği ile çalışmalarının gerçekleşmesi fayda sağlayacaktır. (Bu konuda iki alanda uzmanlık sağlamanın faydaları ve gerekliliği iyi anlaşılmalıdır.)
Bir diğer önemli nokta; tablet kullanımı kitap kullanımının ekran üzerindeki versiyonu olarak algılanmamasıdır. Milli Eğitimin okutulması için hazırladığı kitapların sanal versiyonları tabletle eğitimin işlevselliğini tam anlamıyla karşılayamaz.Burada dikkat edilmesi gereken, yazılacak uygulamaların eğitimin içeriğine uygun, yaratıcılık düzeyi yüksek çalışmalar olmasıdır. İç organları ve sistemleri anlatan bir ünitede, sistemlerin şeması üzerinde boş kutulara organların isimlerini yazmak tabletlerin aslında sadece şematik olarak var olduğunun ispatıdır. Bunun yerine sistemleri ve organların görevlerini anlatan videolar, bulmacalar, analojik videolar, sistemlerin yeniden inşasını gerçekleştiren yapboz sorular gibi kavramaya yönelik çalışmaların var olması eğitimin amacını daha mükemmele yakın şekilde gerçekleştirecektir.
Tabletle eğitim için var olması gereken üçüncü husus teknolojiyi kullanan eğitmenlerin donanımıdır. Akıllı tahta, tablet ve bilgisayarın kullanımını, öğrenci imkanları doğrultusunda ihtiyaca binaen ve etkili kullanabilen öğretmenlerin sayısı son yıllarda artıyor olsa bile yine de oldukça azdır. Tüm öğretmenlerin genel bir teknoloji eğitimiyle birlikte branş gözetilerek (her branş için ayrı ve branşın eğitimine yönelik) teknoloji eğitimi alması gerekmektedir. Her branş öğretmeni kendi dersinin içinde teknolojiyi nasıl kullanacağını, kendi dersi için kullanıma hazır uygulamaların neler olduğunu ve bu uygulamaların nasıl kullanılacağını bilmekle yükümlüdür.
Öğretmen belli bir süreçten sonra uygulama çokluğunda hangi uygulamaların daha faydalı ve gelişime açık olduğunu tespit etmek )uygulama çöplüğü oluşmadan eğer gerekli kurumlar bu konuda çaba sarf ederse! onları bilgilendirmesi açısından), tespit ettiği uygulamaların kullanılması konusunda yönlendirmede bulunmak noktalarında bilinçli olması gerekmektedir.
Tüm bu çalışmaların haricinde okul dışı zamanlarda çocuklara ulaşmak için sosyal medyayı kullanma, tablet üzerinden de olsa iletişim halinde olma (aynı zamanda istenildiğinde sosyal medyanın faydalı da olabileceğinin uygulamasını yapma), ödev ders notu gibi çalışmaları paylaşma, teknoloji ile iletişimsizleşen çocukları yine teknoloji ile ders paylaşımı noktasında buluşturma, okul dışı etkinlik düzenleme gibi uygulamalarla öğretici tablolar oluşturulabilir.
Teknolojinin, tabletlerin en kör kaldığı okullarımızda dahi elinden geleni yapan meslektaşlarımı kutlarken, teknolojiyi kullanma imkanı olan okullarımızda dikkat çeken, verimli sonuçlar doğuran, örnek olabilecek nitelikte çalışmalar yapılmasının çok da zor olmadığını hatırlatırım.
1 Ocak 2015 Perşembe
Değerlileştirebilmek
"Hiçbir önemim yok", "ben sadece sizin çocuğunuzum", "keşke doğurmasaydınız" cümleleri bizlere yabancı değil. Bu kavramların altında yatan nedenleri araştırırken öylesine büyük bir kaybolmuşluk yaşıyoruz ki gerçek nedeni/nedenleri görmek zorlaşıyor.
Çoğu yetişkin/ebeveyn "biz böyle isyankar değildik, itaat ederdik" demekte olsa bile dünyanın, şartların değişmiş olduğunu kabul etmek gerektiğini savunmaktayım. Zamanda geriye doğru gittiğimizde bilginin tecrübelerle elde edildiğini görürüz ancak şuan bilgi ucuz ve kolay elde edilebilir. Karşınızdaki "çocuk" olarak gördüğünüz evladınız bizlerden çok daha fazla meraklı (yaşı itibari ve yozlaşmamasından ötürü) ve öğrenme iç güdüsüne sahiptir. Bu nedenle bilmenin verdiği özgüveni yaşıyor. Öğrendiğini bizlerle paylaşma arzusu taşıyor. Karşılığında bizler bilgisini paylaşmasına izin vermek yerine tecrübesizliğini yüzüne vuruyoruz...
Bu düşüncenin aksine yol almak isteyen kimi ebeveynler ise ölçüyü kaçırıp yazının en başında örneklendirdiğim cümlelerin daha ilerisine giden, ailesinden kopuk, sorgusuzca yaşayan ve sonuçta bağlılık nedir bilmeyen, özgürlüğü yaşamak için başka ruhlara çarpıp kaçan bireylerin yetişmesine neden oluyor.
Çoğu meselede olduğu gibi dengede olabilmek, çocuklara dengeli yaklaşabilmek gerekmektedir. Ancak bu dengeyi kıvamında tutabilmek için en baştan değer vermek gerekmektedir. Çocukların tecrübesizliğini işaret edip küçüksemektense bilgiye erişme ve bunu tecrübe edebilme/etmek isteme noktasında onlara değer verilmiş olsa eminim ki tecrübemizden yararlanmak için bizleri can kulağı ile dinleyecekler.
Yapılan birçok araştırmaya ve öğretmen olarak çalıştığım yıllardaki gözlemlerime dayanarak diyebilirim ki kendisiyle en çok çatışan, sorunlar yaşayan, sorunlarını çözemeyen, onları kafasında ya da gerçekte büyütebilen çocuklar/gençler genelde saygının, karşılıklı değer vermenin ve haliyle güvenin inşa edilmediği ailelerden geliyor. Bu nedenle öncelikle bizlerin bilinçli yetişkinler olarak birbirlerimize -en başta eşlerimize- değer vermeyi ve bunu hissettirebilmeyi başarabilmemiz gerekiyor. Şayet bunu başarabilirsek birbirine kaşını dahi kaldıramayan anne babaları gören çocuk bu değere layık olabilmek, bu atmosfere girebilmek için şikayetler yerine çabalarla dolup taşacaktır. Yine aynı şekilde bizlerden de bu değeri çabalarına karşılık bekleyecektir. İşte bu noktada çabalarının değerini bilip, eksiklikleri birlikte tamamlamayı teklif eden ana baba dengeyi kurabilmiş, çocukta güveni inşa etmiş olur.
İster anne olun ister baba, ister öğretmen; sağlıklı/gelişen bir toplum bir tebessümünüzde gizli...
Çoğu yetişkin/ebeveyn "biz böyle isyankar değildik, itaat ederdik" demekte olsa bile dünyanın, şartların değişmiş olduğunu kabul etmek gerektiğini savunmaktayım. Zamanda geriye doğru gittiğimizde bilginin tecrübelerle elde edildiğini görürüz ancak şuan bilgi ucuz ve kolay elde edilebilir. Karşınızdaki "çocuk" olarak gördüğünüz evladınız bizlerden çok daha fazla meraklı (yaşı itibari ve yozlaşmamasından ötürü) ve öğrenme iç güdüsüne sahiptir. Bu nedenle bilmenin verdiği özgüveni yaşıyor. Öğrendiğini bizlerle paylaşma arzusu taşıyor. Karşılığında bizler bilgisini paylaşmasına izin vermek yerine tecrübesizliğini yüzüne vuruyoruz...
Bu düşüncenin aksine yol almak isteyen kimi ebeveynler ise ölçüyü kaçırıp yazının en başında örneklendirdiğim cümlelerin daha ilerisine giden, ailesinden kopuk, sorgusuzca yaşayan ve sonuçta bağlılık nedir bilmeyen, özgürlüğü yaşamak için başka ruhlara çarpıp kaçan bireylerin yetişmesine neden oluyor.
Çoğu meselede olduğu gibi dengede olabilmek, çocuklara dengeli yaklaşabilmek gerekmektedir. Ancak bu dengeyi kıvamında tutabilmek için en baştan değer vermek gerekmektedir. Çocukların tecrübesizliğini işaret edip küçüksemektense bilgiye erişme ve bunu tecrübe edebilme/etmek isteme noktasında onlara değer verilmiş olsa eminim ki tecrübemizden yararlanmak için bizleri can kulağı ile dinleyecekler.
Yapılan birçok araştırmaya ve öğretmen olarak çalıştığım yıllardaki gözlemlerime dayanarak diyebilirim ki kendisiyle en çok çatışan, sorunlar yaşayan, sorunlarını çözemeyen, onları kafasında ya da gerçekte büyütebilen çocuklar/gençler genelde saygının, karşılıklı değer vermenin ve haliyle güvenin inşa edilmediği ailelerden geliyor. Bu nedenle öncelikle bizlerin bilinçli yetişkinler olarak birbirlerimize -en başta eşlerimize- değer vermeyi ve bunu hissettirebilmeyi başarabilmemiz gerekiyor. Şayet bunu başarabilirsek birbirine kaşını dahi kaldıramayan anne babaları gören çocuk bu değere layık olabilmek, bu atmosfere girebilmek için şikayetler yerine çabalarla dolup taşacaktır. Yine aynı şekilde bizlerden de bu değeri çabalarına karşılık bekleyecektir. İşte bu noktada çabalarının değerini bilip, eksiklikleri birlikte tamamlamayı teklif eden ana baba dengeyi kurabilmiş, çocukta güveni inşa etmiş olur.
İster anne olun ister baba, ister öğretmen; sağlıklı/gelişen bir toplum bir tebessümünüzde gizli...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)